Muhalefete yeni takviye gelecek diye iktidar rahatsız oluyor; ancak bunun sebebi yine iktidarın kendisi değil mi?

Bana mı öyle geliyor, yoksa gerçekten iktidar partisi kendisine yönelik eleştirilerden etkileniyor, kamuoyunda ‘yeni oluşumlar’ diye kendilerinden söz edilen partileşme arayışlarını belli ettiğinden daha fazla ciddiye alıyor ve politikalarıyla icraatlarını bu yeni duruma göre mi şekillendiriyor?

Dediğim gibi, etrafta bu yolda herhangi bir işaret görmediğim gibi tartışanlarla da karşılaşmış değilim. Olaylara ve gelişmelere bakarak şahsen çıkardığım sonuç bu: Henüz varlık alanına taşınmamış muhalefet iktidarı rahatsız ediyor.

AK Parti’nin eleştirilerden hoşlanmadığını biliyoruz. Medyamız artık muhalif seslerin duyulmadığı bir yapıya kavuştu. Ülkemizde yayınlanan gazetelerin ve yayında bulunan haber kanallarının kahir ekseriyeti iktidar yanlısı…

‘Bütün zamanların en zengini’ olarak bilinen petrol baronu John D. Rockefeller (1839-1937) de hakkında yazılanlardan hoşlanmazmış. Denildiğine göre, yakınları çareyi, her gün, kendisini rahatsız etmeyecek haberler ve yazıları bir araya getiren onun için özel hazırlanmış bir gazete çıkarmakta bulmuş.  

Donald Trump da fırsat bulsa ya benzer bir yönteme başvuracak ya da Amerikan medyasının sermaye yapısını değiştirerek beğeneceği bir hale dönüştürecek. New York Times ve Washington Post’u devlet dairelerinde yasakladı; CNN’i izlemediği gibi izlenmesini de istemiyor. Beyaz Saray’da açık tutulan tek bir kanal var: FOX NEWS… [Eğer azil yoluyla daha önce görevden alınamazsa ve gelecek yıl yapılacak seçimde yeniden sandıktan çıkarsa ikinci döneminde medyayı kendisine uydurma yolunu deneyebilir de.]

Mustafa Yeneroğlu, AK Parti’de milletvekili ve MYK üyesi bulunduğu şu birkaç gün öncesine kadar, “AK Parti eleştiriden hoşlanmıyor” türü yorumlar yapılmasını varlığıyla engelliyordu.

Partisinin yanlışlıklarını çekinmeden dile getirerek…

Geçen hafta partiye davet edildi ve AK Parti’nin genel başkanı da olan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın istifasını istediği bildirildi. O da istifa etti.

AK Parti içerisinde söylem birliği böylece sağlandı.

Geçtiğimiz bir ay içerisinde dikkatlerimiz Suriye’ye askeri müdahale yüzünden Amerika üzerinde yoğunlaştığında herhalde bir nokta hepimizin dikkatini çekmiştir: Donald Trump’ın başkan olarak verdiği -Amerikalılar açısından ciddi sonuçlar doğuracağı belli olan- kararlar, Trump’ın partisinden, hatta kendisinin yakın dostu olduğunu bildiğimiz çok sayıda Cumhuriyetçi Temsilciler Meclisi ve Senato üyesinin sert eleştirileriyle karşılaştı.

Tek seslilik orada yok.

ABD’de başkan kendisini veya politikalarını eleştirenlere kapıyı göstermiyor; eğer dört yıllık dönemi bitmeden görevi sona erdirilecekse, bu kendi partisinden politikacıların da katılımlarıyla sağlanabilecek.

Demokrasilerde yalnız ülkede çok seslilik esası yoktur, ayrıca parti içi demokrasi diye de bir kavram vardır ve AK Parti kuruluşunda en fazla ‘parti içi demokrasi’ konusunda garantiler vererek kendisini topluma tanıtmıştı.

İçerisinde demokrasinin çalışmadığı durumlarda partiler, kaçınılmaz olarak, vaktiyle kendi saflarında bulunmuş olanların ayrılarak oluşturdukları muhalefetlere muhatap olurlar.

Yeni oluşumlar diye bilinen Ali Babacan ile Ahmet Davutoğlu’nun partileşme çalışmalarının temelinde görüş farklılaşması yatıyor. Farklılaşan görüşlerine rağmen parti içerisinde kalmayı düşünebilirlerdi, uzunca bir süre bunu yaptılar da; ancak seslerini kısmak zorunda kalmaları tahammül sınırlarını zorlamış olmalı.

Mustafa Yeneroğlu istendiği için partisinden ayrıldıktan sonra birdenbire ‘kötü adam’ haline getirildi. Bir hafta içerisinde oldu bu da. Partinin yönetim kadrolarında yer alanlar ekranlardan doğrudan hücuma geçtikleri gibi siyasi kimlik taşımayan iktidar unsurları bile kendisini hedef alan açıklamalar yapmaktalar.

En anlamadığım hücum konusu, eleştirilerini parti içerisinde bulunduğu dönemde yetkili organlarda dile getirmemiş olması…

Sürekli yayınladığı mesajlar ve kendisine uzatılan mikrofonlara söyledikleri hep eleştirel yaklaşımlardı; o yetkili organlarda üye iken, katıldığı toplantılarda, diğer üyeler Yeneroğlu’na eleştirilerini hatırlatarak sorular yöneltmemiş olabilirler mi?

Yöneltmemişlerse bu ne iştir?

Yeneroğlu’nun istifaya zorlanması yeni oluşum çalışmalarının yerindeliğine yeni bir kanıt teşkil ediyor. Farklı görüşlere tahammül edilmeyen bir partide farklı görüş sahiplerine gösterilen yol oradan ayrılmaları ise, ayrılanlar için tek çare de yeni bir parti çatısı altında buluşmak değil midir?

Zaten var olan muhalefet partilerinin de kendilerine çeki düzen vermelerini zorlayacak bir gelişmedir yeni oluşumların partiye dönüşmeleri…

İktidar partisinin yeni oluşumlardan rahatsızlık duyması normal de, muhalefet partilerinin bundan rahatsızlık duymaları için sebep ne olabilir?

Bu sorunun cevabı kamuoyu yoklamalarında var: Mevcut partiler kendilerine oy veren seçmenleri tatmin etmekten uzaklar… Mevcut muhalefet partileri tek başlarına veya bir arada iktidar adayı görüntüsünü vermiyorlar…

2003’te CHP ABD askerlerinin Türkiye topraklarında konuşlanması ve ABD’nin ülkemizle birlikte Irak’ı işgal etmesine karşı ciddi bir direniş sergilemiş ve bunda başarılı da olmuştu.

CHP bugün o günkünden çok daha güçsüz.

Değişimin muhalefette başlaması gerekiyor. Yeni oluşumlar bunun için önemli.

İktidarın belli etmese de yeni oluşum arayışlarının partileşmesinden rahatsızlık duyması için muhalefetin kendine gelmesini zorlaması bile yeterli.

 

Bu yazı Fehmi Koru'nun kişisel blogundan alınmıştır