'Çağrısı kolay kendisi zor boykot'un Türkiye'ye maliyeti ne olacak?

Doğu Akdeniz'de tansiyonu hayli yüksek bir rekabete dönüşen Türkiye-Fransa krizi, bu kez İslam üzerindeki tartışmalara kaydı ve karşılıklı suçlamalar havada uçuştu. Krizde gelinen nokta Fransız mallarının boykotu oldu. 

Peki iki ülke arasındaki kriz nasıl başladı, Türk ve Fransız liderlerin söylemleri gerilimi nasıl tırmandırdı ve son olarak Türkiye'nin boykot çağrısının sahada bir karşılığının olması mümkün mü?

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, ülkesinde yükselen İslamcı aşırıcılığa karşı önlem olarak 'İslamcı ayrılıkçı fikirlerle mücadele' isimli bir yasa tasarısı hazırlamış ve İslam'ın dünyanın her yerinde kriz yaşadığını savunmuştu. 

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ise, İslam dünyasının hamiliğine soyunduğu bir dizi açıklama ile doğrudan Macron'u hedef alarak, "Sen kimsin ki, İslam'ın yapılandırılması gibi bir ifadeyi ağzına alabiliyorsun? Bu saygısızlıktan ziyade hadsizlik, edepsizliktir" ifadelerini kullanmıştı. 

İki lider arasındaki gerilim, Erdoğan'ın, Paris'te Hz. Muhammed karikatürlerini sınıfta göstermesinin ardından başı kesilerek katledilen tarih öğretmeni Samuel Paty ile ilgili Fransa'ya başsağlığı mesajı göndermemesiyle zirveye çıktı. 

Dahası, retorik savaşında vites artıran Erdoğan, Macron'un 'zihinsel tedaviye ihtiyacı olduğu'nu öne sürdü ve şu sözleri sarf etti:

"Hele hele bu Macron denen zatın İslam ile derdi nedir? Müslümanlar ile olan derdi nedir? Macron'un zihinsel noktada bir tedaviye ihtiyacı var. İnanç özgürlüğünden anlamayan ve kendi ülkesinde yaşayan milyonlarca farklı inanç mensubuna farklı davranan bir devlet başkanına ne denilebilir? Öncelikle bir akli dengeden kontrol... Erdoğan ile uğraşmak sana bir şey kazandırmak, seçimde akıbetini göreceğiz. Yolunun çok uzun olduğunu düşünmüyorum. Kendine bir şey kazandıramadı ki, Fransa'ya kazandırsın."

Fransa ile krizde gelinen nokta, Erdoğan'ın Fransız mallarına yönelik boykot çağrısı oldu, "Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan Milletime sesleniyorum. Sakın Fransız markaları satın almayın."

Sosyal medyanın da diline düşen bu çağrıyla ilgili kaleme alınan yazılarda dikkat çekilen husus, 'boykotun söylemesi kolay uygulaması zor' olduğu yönünde.

Gazete Duvar yazarı Mühdan Sağlam konuyla ilgili kaleme aldığı 28 Ekim tarihli yazısında, "Türkiye’nin siyasi ayrışma yaşadığı Fransa’ya boykot uygulaması, can yakan euro ve dolar kurlarının seviyesi dikkate alındığında etkisiz kalacak. Dahası iktidar toplumu böylesi bir boykota hazırlamış da değil. Benzer biçimde ticari veriler, yatırım oranları dikkate alındığında boykot kararının enine boyuna düşünülmeden fevri bir biçimde verildiği söylenebilir" yorumunu yaptı.

Sağlam yazısına şu satırlarla devam etti:

"2019’da Fransa, Türkiye’ye 5.9 milyar euroluk ürün satarken, Türkiye Fransa’ya 8.7 milyar euroluk ürün satmış. Yani ikili ticarette ibre Türkiye’den yana. Dahası Türkiye 2012’den bu yana Fransa pazarında varlığını perçinliyor.

Türkiye’nin Fransa’ya ihraç ettiği başlıca ürünler incelendiğinde neredeyse yüzde 40 ile otomotiv sanayi ve yan ürünlerinin ağırlığı var. Onu hazır giyim ve tekstil ürünleri yüzde 17 ile takip ediyor. Elektrikli ev aletleri, makine ve teçhizatlar diğer ihracat kalemleri. Fransa ise Türkiye’ye makine teçhizatı, sentetik kauçuk, temel kimyasal, demir çelik, tıbbı ürünler, otomobil yan sanayi ürünleri satıyor.

Bir de yabancı doğrudan yatırım cephesine bakalım: Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası verilerine göre 2002-2018 arasında Fransa Türkiye’ye 5.3 milyar milyon dolarlık yatırım yaparken Türkiye Fransa’ya 235 milyon dolarlık yatırım yapmış. Bir başka anlatımla Fransa’nın doğrudan yatırım oranı, Türkiye’nin Fransa’ya yaptığı yatırımın yaklaşık 21 katı. Türkiye’de faaliyet gösteren Fransız sermayeli şirket sayısı bin 500’ün üzerinde. Benzer biçimde Türkiye’de ilk 500’de yer alan şirketlerden 100’ü Fransız sermayesine sahip.

Boykotun kullanımı ve ekonomik veriler dikkate alındığında, Türkiye’nin siyasi ayrışma yaşadığı Fransa’ya boykot uygulaması, ekonomi otoriteleri ülkenin ekonomik koşullarına bakmasa da can yakan euro ve dolar kurlarının seviyesi dikkate alındığında etkisiz kalacak."

Evrensel Gazetesi yazarı İhsan Çaralan ise meseleye liderlerin politik çıkarlar uğruna alevlendirdiği suni tartışmalar çerçevesinde yaklaştı ve, "Din ve milliyetçilik kavgasına halkların değil Macron ve Erdoğan’ın ihtiyacı var!" başlıklı yazısında şu hususlara dikkat çekti:

"Burada dikkat çeken ilk nokta: Erdoğan, 'Fransız mallarını boykot' çağrısını, 'Fransa'da Türk markalı mal satın almayın denildiği' iddiasına dayandırıyor. Ama bugüne kadar Macron ya da herhangi bir Fransız yetkilinin “Türk malları satın almayın” çağrısı yaptığını duyan yok. Dahası Fransa Ticaret Bakanlığı dün, “Türk mallarının boykotu gibi bir çağrılarının olmadığını” açıkladı.

Erdoğan 'yanıltılmış' mıdır yoksa böyle bir çağrının olmadığı bilindiği halde; 'Hele biz bunu ortaya atalım, karşı taraf ‘Yok böyle bir şey’ diyene kadar atı alan Üsküdar’ı geçer' diye mi düşünülmüştür; bunu bilmek zor! Ama şunu biliyoruz ki, bu tür “boykot” açıklamaları daha önce de yapıldı. İtalya’yı protesto etmek için bazı tanınmış, tanınmamış şahsiyetler; İtalyan marka kravatlarını kestiler, Hollanda’yı protesto etmek isteyen kahve sakinleri, törenle portakal bıçakladı; ABD’yi protesto etmek isteyen milliyetçi politikacılar da eski, kullanımdan düşmüş IPhone’ların üstünde tepinip, 'Artık IPhone kullanmayacağım' dedikten sonra cebindeki son model IPhone’ndan konuşmaya devam etmişti!...

Bugün de 'Fransız mallarına boykot' diyenlerin ilk fırsat lüks Fransız malı otomobillerine, uçaklarına (Airbus) binmeye, Fransız losyonlarını kullanmaya devam edeceklerinden şüphe duymamak için hiçbir neden yok! Türkiye’nin en büyük otomotiv fabrikası Renault gibi daha yüzlerce sahibi Fransız ya da Fransız ortaklı fabrika, hiper market, finans kuruluşu kârlarına kâr katmaya devam ederken, 'Fransız mallarını boykot ediyoruz' demek, komik olmanın bile ötesinde, tamamen boş, gerçeğin çarpıtılması üstünden yapılmış bir çağrıdır."

Ekonomist Murat Muratoğlu ise, "Şahsım Fransa’yı boykot etti!" başlıklı yazısında, Emine Erdoğan'ın 50 bin dolarlık Hermes çantasına atıfta bulundu ve, "Sahi bu boykotu sadece vatandaş mı uygulayacak? Yoksa saray için de geçerli mi olacak? Hermes listeye dahil mi? Bir çantaya o kadar 50 bin dolar verilmiş, dolaba mı kaldırılacak? Bahçede mi yakılacak?" sorularını sordu.

Muratoğlu yazısını şu satırlarla sürdürdü:

"Nitekim 25+5 adet Airbus uçak alımı sözleşmesini Fransa Başkanı Macron ile birlikte imzalamıştı. Önceki gece uçaklardan biri THY'ye teslim edildi. Bu kadar büyük konuştuğumuza göre herhalde geri verildi! Yoksa verilmedi mi?

Diğer yandan 'Türk mallarını boykot edin' diye herhangi bir söylem yok Fransa'dan… Kimse de sormuyor kendisine; 'Kim, ne zaman demiş bunu' diye… Fransa benzer boykot çağrısını yapmayacağını açıkladı. Hatırlatayım ümmetten Suudiler, Türk mallarını boykot ediyorlar. Çıt yok! Acaba bizimkiler ülkeleri mi karıştırdı? Zira aramızın iyi olduğu tek ülke kalmadı. Para da bitti. Kapat git dükkanı…

Tamam, Macron bir halt etmiş. İyi de şirketlerin suçu ne? Güvenip Türkiye'ye yatırım yapmışlar. On binlerce kişi çalıştırıp eve ekmek götürmelerini sağlıyorlar. Mallarını boykot edince, mesela Renault fabrikayı Cezayir'e taşımaya karar verirse… Eee? Hangi ülke bu şartlarda Türkiye'ye yatırım yapsın ki? İki gün sonra boykot uygulamayacağımızın var mı garantisi? Türkiye'ye grip aşısı gönderen tek ülke Fransa… Sanofi firmasından 1 milyon 300 bin adet sipariş kesinleşti. O aşılar da boykot edilecek mi? Süreci iyi yöneten Sağlık Bakanı bu konuya bir açıklık getirebilir mi?"

BirGün Gazetesi yazarı Kaan Sezyum ise, "Boykota karşı boykot" başlıklı yazısında ironik bir üslupla şu satırları kaleme aldı:

"Bu emir komuta zinciri bizim ülkede ilginç zaten. Fransa’ya yaptığımız bu atardan sonra hemen Taksim’de Fransız bayrağı yerine Rus bayrağı parçalandı. İster inan ister inanma. Çin’i protesto etmek için Uygur Türklerini döveriz, Hollanda’yı protesto etmek için portakal bıçaklarız, Amerika’yı protesto etmek için kola akıp yerlere dökeriz… İşte biz böyleyiz.

Boykot diyoruz, boykot edelim de, aşkım ne üretiyoruz biz? Kendi mercimeğimiz, yoğurdumuz, pirincimiz bile yok… Her şeyi ithal eder olmuşuz aşkım. Yoğurt ithalatı yüzde 860 küsur artmış. Ya adını bizim koyduğumuz ürünü bile artık elden alır hale gelmişiz. Tarım ürününde vergileri kaldır, tarımı da bitir aşkım. Boykotumuzu nasıl alalım?"

Karar Gazetesi yazarı Akif Beki de boykot tartışmalarına bir yazıyla değerlendirdi:

"Geçen yıl biz Fransa’ya 7 milyar 900 milyon dolarlık mal satmış, 6 milyar 700 milyon dolarlık da almışız.  Fransa’ya ihracatımız, ithalatımızdan 1 milyar 200 milyon dolar fazla. Rakamlar TÜİK’ten... Bu durumda, ticareti keserek kimi cezalandırmış oluruz? Alın size 10 puanlık havuz sorusu. 

Oysa Fransa Ticaret Bakanı, bu çağrıdan sonra bile Türkiye’ye boykot misillemesinde bulunmayacaklarını açıkladı. Meğer boykotu başlatan bizmişiz, misillemede bulunan değil. Tersiymiş gibi sunuldu. Fransızlar, başlattığımız kampanyaya misilleme dahi yapmayacaklar. Nerede kaldı, vatandaşlarını Türk mallarıyla alışverişi kesmeye çağırmak! 

Fransız hükümetinden gelmeyen bir boykot çağrısını varmış gibi göstererek Cumhurbaşkanı’na yanlış ve yanıltıcı bilgi veren kim peki? O her kimse, Türkiye’yi kendi zararına olacak bir ticari restleşmeye sokan da odur. Sebep olacağı zarar ziyandan mutlaka sorumlu tutulmalıdır. Yatsın kalksın, dua etsin de Fransız tarafı tahrike gelip aklı, mantığı bir kenara bırakmadı. Devletlerle ilişkilerde hala rasyonel, gerçekçi ve soğukkanlı davranabiliyorlar. Yoksa onları cezalandıracağımızı zannederken şu ekonomik darboğazda az daha kendi ihracatçımızı 8 milyar dolarlık cezalandırmış olacaktık. Neyse ki alışverişi kesme tehdidi, misliyle karşılık görmedi. Fransızların bizi boykot ettiği iddiası asılsız çıktı."