Taliban ülkeyi kontrol edemeyecek ve yönetemeyecek

Etnik anlamda, Afganistan bir ulus-devlet değil, bundan sonra da olacağı yok. Sayıca en kalabalık dört etnik unsur arasında Tacikler (10 milyon), Hazaralar (4 milyon) ve Özbeklerin (4 milyon) Taliban’ın belkemiğini oluşturan baskın unsur Peştulara (16 milyon) biat etmesi mümkün değil.

NATO işgâli döneminde (2001-2021) Taliban saflarına katılan Tacik ve Özbekler olsa da bunların ülkenin etnik dengesinde hiçbir ağırlığı yok. Talibanın bütün kritik karar mekanizmaları Peştuların elinde.

Hazaralara gelince, İran’la çok sıkı ilişkide olan bu Şii etnik unsurun Taliban’a kul olması mümkün değil. Bütün bu grupların tepeden tırnağa silahlı olduğunu hatırdan çıkarmayalım.

Siyasî anlamda, bu etnik fay hatlarına ilâveten 1996-2001 arasında ülkeyi yönetmeye çalışmış olan Taliban rejimine kesinlikle karşı olan, ağırlıklı olarak şehirli bir kitle mevcut. Talibanın gayridemokratik ve tamamen kadın karşıtı uygulamalarının bu kitle tarafından kabûl görmesi mümkün değil.

Aynı şekilde, Hazaralara ilâveten Sovyet işgâline karşı en güçlü direnişlerden birinin merkezi olan Pençşir Vadisinde konuşlanmış olan muhalefet yeniden ortaya çıktı. Mücahit direnişinin efsane ismi, 11 Eylülden iki gün önce suikasta kurban giden El Kaide karşıtı Tacik komutan Ahmet Şah Mesut’un oğlunun başını çektiği bu muhalefet Kabil’den kaçan başkan Eşref Gani’nin yardımcısı Emrullah Salih’in de katılımıyla güçlendi. Bu heyetin yurtdışında Afganistan diplomatları nezdinde destek ve meşruiyeti var zira Salih, Gani’nin makamını terk etmesiyle birlikte otomatik olarak başkan gibi hareket ediyor.

Kabil’in kuzeyinde 80 km’lik doğal bir vadi olan Pençşir biraz Kandil’e benzer. Zaptedilmesi çok zordur. Ne Sovyet Ordusu ne sonrasında Taliban Pençşir’i ele geçirebildi. Nitekim Taliban Rusya’nın arabuluculuğu ile meseleyi çözme derdinde.

İdeolojik anlamda Taliban, bir takım aklıevvellerin iddia ve umut ettiği gibi itidalli davranmayacak, dönüşmeyecek, reform filan geçirmeyecek. Zira bu çeşit grupların varoluşları ancak özlerine, dogmalarına sadık kalmalarına bağlıdır. Sadece daha radikalleşirler ya da çökerler, ama varoluş nedenlerinden ödün vermezler.

Dünyada şiddet taraftarı devletdışı siyasî aktörlerin kendiliklerinden dönüştükleri görülmemiştir. Adalet ve uzlaşma süreçleri sonrasında etkisizleşenler vardır ama demokratlaşanı pek yoktur.

Askerî anlamda, tüm bu veriler ve dengelerden ötürü Afganistan, Suriye’de olduğu gibi ülke çapında bir içsavaşa sahne olmayacak. Ne var ki Taliban zapt ettiği her yerde kontrolü sağlamak üzere her çeşit baskıyı uygulayacak, halkı zorlayacak.

Yine askerî anlamda, kimi safdil yorumcuların hüsn-ü zannının aksine ne El-Kaide ne de İŞİD Talibanca etkisizleştirilmiş değil. BM Güvenlik Konseyine bunlar ve diğer terör gruplarıyla ilgili altı ayda bir düzenli rapor sunan Analitik Destek ve Yaptırım İzleme Heyetinin (Analytical Support and Sanctions Monitoring Team) 27 Temmuz tarihli onüçüncü raporu da tıpkı daha önceki raporlar gibi Afganistan’daki El-Kaide ve İŞİD varlığının ayrıntılarını verir.

Rapora göre Afganistan’da 10.000 yabancı savaşçı mevcut, bunların 2.000’i İŞİD’in Horasan koluna mensup. Talibanın bu gruplara hükmedebilmesi pek mümkün gözükmüyor. Olsa olsa iktidar paylaşır.

İdarî ve iktisadî anlamda, Taliban baskısı ve genel kargaşa ortamı Afganistanlıları göçe zorlayacak ve bu zaten perişan olmuş ülkede muazzam bir vasıflı işgücü zaafı yaratacak. 1979’da verdiği kapsamlı beyin göçü sonucunda hâlâ belini doğrultamayan İran’la karşılaştırıldığında Afganistan’ın durumu daha berbat gözüküyor zira Afgan göçü de 1980’de başladı; ülke kırk yıldır tarumar.     

Afganistan’ın 2020 yılı millî geliri 19 milyar dolar. Bunun içinde yurtdışından kaynaklanan malî yardımların oranı yüzde 43. Almanya dâhil pek çok ülke Taliban’ın kontrolü büyük ölçüde ele geçirmesi sonrasında yaptıkları malî yardımları durdurduklarını açıkladı. IMF 440 milyon dolarlık kredi kolaylığını askıya aldı.

ABD Kabil’in 10 milyar dolar mertebesindeki alacağını dondurdu. Afganistan yapısal yoksulluğa ilâveten son üç yıldır muazzam bir kuraklık ve dolayısıyla gıda krizi ile boğuşuyor. Dünya Gıda Programının verilerine göre, her üç kişiden biri gıda güvensizliği yaşıyor.

Göç ve iltica anlamında, zikredilen tüm veriler ışığında Afganistanlılar onyıllardır olduğu gibi usul usul göç etmeye devam edecekler. Suriye benzeri içsavaş olasılığı düşük olduğundan göç ve elbette iltica, bütün yabancı ülkelerde taa 1980’lerden bu yana kurulmuş bulunan Afganistanlı ağları vasıtasıyla bir anlamda “düzenli” şekilde cereyan etmeyi sürdürecek. Pakistan ve İran komşu ve en iyi bilinen yerler olduğundan ilk tercih olacak.

Her iki ülkede de üçer milyon Afganistanlı yaşıyor. 1980 ilticası sonrasında oralara göçen ve oralarda doğan bu Afganistanlıların geldikleri ülkeyle herhangi bir ilişkisi yok.

Göç ve ilticanın Türkiye ve dünya üzerine etkisine gelince bu toplu ve düzensiz insan hareketlerini, bütün atıp tutmalara rağmen kontrol etmek mümkün değildir. Bir kez daha hatırlatayım: Hareket edebilen canlılar keyfinden göç etmez, kimse doğduğu yeri laf olsun diye terk etmez.

Göçmen hayvanat dahî daima iki nokta arasında gider gelirler. Hareket edebilen canlılar canlarını güvende hissetmedikleri zaman illâki kaçarlar, önlerine konan hiçbir engel onları alıkoyamaz.

Bu çerçevede rejimin göçü engelleyeceği iddiası, 534 km’lik İran sınırına duvar masalı ve Türkiye’de 300.000 Afganistanlı bulunduğu safsatası komiktir. Ne kadar etkin olursa olsun hiçbir idare ülkesindeki yasadışı göçmen sayısını bilemez.

Afganistan meselesi daha çok yazı yazdıracak muhtemelen. Kimse sütten çıkmış ak kaşık değil. Ne Batılılar, ne Doğulular, ne Sovyetler, ne İslâm, ne Pakistan…

1988’de BM bünyesinde Mülteciler Yüksek Komiserliğinin Kabil bürosunu açmakla görevlendirilmiştim. Bu talihsiz memlekette o zamanlar halkın dilinde şöyle bir tanım vardı: Sovyet Ordusu ile mücadele eden mücahitler için, o yıl Pakistan’ın Peşaver şehrinde kurulan El-Kaide; hangi rejim olursa olsun nemalananlar için El-Faida, dışkı mertebesinde sayılan ahali için de El-Gaita! Değişmedi, ilerde de değişmeyecek.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.
Bu blok bozuk ya da eksik. Eksik içeriğe sahip olabilir ya da orijinal modülü etkinleştirmeniz gerekebilir.