Merkez Bankası teslim bayrağını çekti: Erken seçimin ucu göründü

Merkez Bankası (MB) Para Politikası Kurulu (PPK) 26 Mayıs’taki toplantısında beklendiği gibi politika faizinin yüzde 14’te sabit tutulmasını kararlaştırdı.

PPK, yüzde 70’e dayanan ve üç haneye ilerleyen enflasyonu, bir haftada yüzde 15 artan döviz kurunu, eksi 55 milyar dolara inen döviz rezervlerini umursamaksızın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘faiz sebep, enflasyon sonuç’ talimatına sonuna kadar bağlı kalacağını gösterdi.

Geçen yıl mart ayında Naci Ağbal’ın yerine göreve getirilen Şahap Kavcıoğlu yönetimindeki MB ve başkanlık ettiği PPK, Ağbal’dan devraldığı yüzde 19 oranındaki politika faizini eylül ayına kadar değiştirmedi. Eylül’de başlatılan faiz indirimlerine kadar, her toplantı sonrası yayınlanan açıklamada, ‘politika faizinin enflasyonun üzerinde tutulmaya devam edeceği’ vurgulandı.

Geçen yılın temmuz-ağustos aylarında yıllık enflasyon yüzde 19 düzeyine gelince, bu kez politika faizinin belirlenmesinde tüketici enflasyonunun değil, çekirdek enflasyonun baz alınacağı kararlaştırıldı. O dönemde yüzde 19’a ulaşan tüketici enflasyonuna karşılık, çekirdek enflasyon yüzde 17 dolayındaydı ve yüzde 19 oranındaki politika faizinin iki puan altındaydı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘faiz nastır, faiz sebep enflasyon neticedir’ çıkışını yapmasının ardından ise MB’nin politika faizi için herhangi bir çıpasının olmadığı, ‘enflasyonun üzerinde reel faiz’ veya ‘çekirdek enflasyon üzerinde reel faiz’ öngören para ve faiz politikası terk edildi. Tamamıyla siyasi talimata dayalı, ekonomik gerçekleri görmezlikten gelen adeta ‘serseri mayın’ olarak nitelendirilebilecek bir para-faiz politikası sürecine geçildi.

Eylül ayından itibaren dört ay üst üste yapılan indirimlerle politika faizi yüzde 14’e düşürüldü. Temel ekonomik kural olan ‘faiz düşünce döviz kurları yükselir, ulusal paranın değer kaybı hızlanır’ ilkesi dikkate alınmaksızın uygulanan politikalar sonucunda kurlar, enflasyon, döviz açığı, dış ticaret açığı, cari açık hepsi birden eş zamanlı yükselişe geçti. İktidar ve ekonomi yönetimi ise tüm bu olan bitenleri sadece seyretmekle yetiniyor.

PPK’nın 26 Mayıs’taki toplantısından sonra yapılan açıklamada, önceki metinlerden fazla bir değişiklik olmamasına karşılık, ülke ve dünya gerçeklerinden kopukluk metne yansıdı. 

MB bir yandan jeopolitik risklerin arttığına dikkat çekerken diğer yandan ‘ekonominin güçlü seyrinin devam ettiğini’ vurguladığı açıklamasında, ekonomik büyümenin teşvik edileceğini, düşen finansman maliyetleri sayesinde enflasyonun dizginleneceğini umuyor. Ancak kurların yeniden yükselişe geçtiği, TL’nin değer kaybının hızlandığı, enflasyonun kontrolden çıktığı bir ortamda bu beklentilerin metne konulması PPK’nın tutarsızlığını gösteriyor.

Enflasyondaki yükselişin ‘makroekonomik temellerden uzak’ olduğu savunulurken, enflasyonun sorumluları ‘küresel arz şoku, artan emtia, gıda ve enerji fiyatları ve Rusya-Ukrayna savaşı’ olarak sıralanıyor.

Oysa beş aydan bu yana yüzde 14’te sabitlenen politika faizi ile enflasyon arasında 50 puanı aşan negatif reel faiz, bankaların ticari kredi faizlerini yüzde 30-40 arasına yükseltmelerine neden oldu. Bu faizle kredi alıp yatırım yapılacağını umut etmek, MB’nin ayrı bir dünyada yaşadığının göstergesi.

MB ve ekonomi yönetiminin olan-biten hiçbir şeyde kendisini sorgulamaması, TL’deki değer kaybının, negatif reel faiz politikasının, tutarsız rezerv yönetiminin, özetle kendi para politikası hatalarının enflasyonu kontrolden çıkarttığını görmezden gelmesi Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tepkisini çekmeme amaçlı. Erdoğan, ilk olarak Murat Çetinkaya ile başlattığı 20 ayda dört başkan değiştirme sürecinde, Çetinkaya’yı ‘laf dinlemiyordu’ diyerek görevden almıştı.

MB-PPK’nın küresel barış geldiğinde (Rusya-Ukrayna savaşı sona erdiğinde) enflasyonun düşeceğini öngörmesi, içeride elinin-kolunun başlı olduğunun, çaresizliğinin ifadesi olduğu gibi, MB ve ekonomi yönetiminin enflasyonla mücadele için herhangi bir somut plan-programının ve bu konuda bir şeyler yapma niyetlerinin olmadığını gösteriyor.

Önceki metinlere benzer şekilde ‘liralaşma ve makro ihtiyati tedbirler’ konusunda çalışıldığının vurgulanması, döviz mevduatlarında çözülme beklentisi ile enflasyona endeksli yeni enstrüman hazırlıklarının gündeme getirilmesi, Kur Korumalı Mevduat (KKM) türünden yeni ‘finansal icatlar’ düşünüldüğünün işareti.

Diğer yandan PPK toplantı metninde, yıllardır rutin şekilde yer alan yüzde 5 oranındaki enflasyon hedefinin yinelenmesi, gerçekçi olmayan yaklaşımlar ve faiz politikası dışında adımlarla enflasyonun kendiliğinden düşmesinin bekleneceğini sergilerken, üç haneli enflasyonun yolunun iyice açıldığı anlamına geliyor.

İktidar ve ekonomi yönetimi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a rağmen faiz politikasında bağımsız adım atma, yasasında yer alan para politikası araçlarını kullanma düşüncesinde değil. 

Turizm dövizi girişleriyle kurların nispeten gerileyeceğini, yaz aylarında gıda fiyatlarının ucuzlayacağını, bu nedenle faiz politikasında değişikliğe gerek olmadığını hesaplıyor. Bu doğrultuda sürdürülecek politikalar, iktidarı en çok sonbahara kadar taşıyabilir. Yaz aylarında ortaya çıkabilecek hafif bir toparlanma görüntüsünün ardından sonbaharda erken seçim ihtimalinin arttığı söylenebilir. Buna Milli Güvenlik Kurulu’nun (MGK) Suriye’nin kuzeyine harekât yönündeki tavsiye kararını da eklediğimizde, savaş atmosferi ve iktidarın milliyetçi rüzgârları arkasına alarak sonbaharda seçime gidip kazanma planı daha belirginleşiyor. 

TBMM’ye sevk edilen ‘Dezenformasyon Yasası’ ile sosyal medyaya, internet medyasına sansür ve baskıları daha da artırmayı, dezenformasyon suçlamasıyla gazetecileri 3 yıla kadar hapis tehdidiyle susturmayı, muhalefetin sesini iyice kısmayı hedefleyen iktidar ittifakının, Suriye’de başlatılacak harekâtı ve ‘ülkede savaş halini’ gerekçe göstererek, kısıtlamaları daha üst düzeylere çıkartması, şaşırtıcı olmaz. 

AKP’li belediyelerin ve il valiliklerinin, ODTÜ gibi köklü üniversite yönetimlerinin, şimdiden Kuzey Irak’tan gelen şehit haberleri, ‘toplumsal güvenlik’, terör gerekçesiyle festivalleri, konserleri yasaklayıp, iptal etmeleri; Suriye’de başlatılacak olası bir harekât sonrası bu yasakların ‘ulusal güvenlik’ gerekçesiyle, muhalefetin mitinglerini de kapsayacak şekilde genişletileceğinin sinyalleri.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.
Bu blok bozuk ya da eksik. Eksik içeriğe sahip olabilir ya da orijinal modülü etkinleştirmeniz gerekebilir.