“Devletlerin ebedi dostu, düşmanı yoktur, milli çıkarları vardır” anlamsızlığı

“Devletlerin dostu, düşmanı yoktur, milli çıkarları vardır” anlamsızlığı aşikar, tartışacağım ama önce çok kısa olarak Vikipedi-Özgür Ansiklopedi üzerinden bu lafın geçmişine bir bakalım:

“Henry John Temple (d. 20 Ekim 1784 - ö. 18 Ekim 1865), İngiliz devlet adamı. 1855'ten 1858'e kadar 1. kez, 1859'dan 1865'e kadar 2. kez Birleşik Krallık başbakanlığı yapmıştır. 

Asıl ismi Henry John Temple olan Lord Palmerson, dönemin Rus politikaları karşısında Osmanlı toprak bütünlüğünden yana olan İngilizler Osmanlı'nın yanında yer almış, 1830'larda bu coğrafyada görev yapmıştır. İngiliz dış politikasını şekillendiren beyinlerden birisi olan Lord, ''İngiltere'nin ebedi dost ve düşmanları yoktur, değişmez çıkarları vardır.'' sözünün sahibidir.”

Başlıkta gördüğünüz “Devletlerin ebedi dostu, düşmanı yoktur, milli çıkarları vardır” sözünün isterseniz en sonundan başlayalım.

Ne diyor bu necip laf, devletlerin milli çıkarları vardır diyor.

Bu ifadeyi duyduğunuzda ya da okuduğunuzda, “milli çıkar” ifadesi, ilk aklınıza gelmesi gereken soru şudur: Bir devletin milli çıkarını kim saptamaktadır?

Medeni demokratik hukuk devletlerinde “Milli Güvenlik Kurulu (MGK)” benzeri anayasal yapılar olmadığı için, demokratik bir hukuk devletinde milli çıkarın seçilmiş parlamentolar tarafından saptanması en normali gibi duruyor, duruyor ama mesele sanıldığından daha girift.

Ancak, bu milli çıkar da parlamentolarda oybirliği ile değil çoğunluk tarafından saptanabildiği için bu tercihi “milli” diye nitelendirmek ne kadar meşrudur, parlamenter çoğunluğun seçişini devlet çıkarı olarak sunmak ne kadar anlamlıdır, bu milli çıkar anlayışının ve yaklaşımının dışında kalan azınlığın, bu azınlık bazen parlamentonun yüzde 49’u yani seçmenin adeta yarısı da olabiliyor, devlet çıkarı dışında tanımlanması ne kadar siyasi etiğe uygundur? 

Parlamenter çoğunluğun belirleyeceği siyaset meşrudur, uygulanmalıdır, uygulanacaktır ama bu siyasete milli çıkar demek çok anlamsızdır.

Demokratik kurallar dahilinde seçilmiş temsili parlamentolarda oybirliği ile alınan kararların belki milli çıkar kavramına denk düşeceği öne sürülebilir ama burada dahi bu ifadenin önümüze sorunlar çıkaracağı açıktır.

Belirli bir yaşa gelmiş bir Türkiye vatandaşı olarak yakın geçmişimizde parlamenter çoğunluk ya da  milli çıkar olarak tanımlanan çok sayıda konunun toplumda asla genel kabul görmüş konular olmadığını çok yakından bilen biriyim. 

Bendeniz Türkiye’nin daha zengin, daha özgür ve daha güvenli bir geleceğini AB tam üyeliğinde gören bir kişiyim ama yine de AB tam üyeliğinin dahi milli çıkara tekabül ettiğini söyleyemem çünkü bu ifadenin (AB tam üyeliği milli çıkardır) AB’ye tam üyeliğe demokratik süreçlerle karşı olan vatandaşları yaralayacağını bilirim.

Kıbrıs meselesi de, Yunanistan ile anlaşmazlık konuları da aynı çerçevede ele alınmalıdır, milli çıkar söyleminin demokratik bir ülkenin gündeminde çok olmaması gereken bir söylem olduğu kanısındayım; siyasal tercihler vardır, bir de yasaların suç saydığı ve saymadığı konular vardır.

Gelelim “Devletlerin ebedi dostu, düşmanı yoktur, milli çıkarları vardır” ifadesindeki “devletlerin dostu, düşmanı ifadesine.

Devletleri ve dış politikalarını üçüncü tüzel kişilik olarak tanımlanabilecek dost ya da düşman devletler üzerinden değil, devletin biriktirerek getirdiği değerler sistemi üzerinden tanımlamak çok daha gerçekçi, gerçekçi olmaktan da öte çok daha demokratiktir.

Ancak, devletlerin de biriktirerek getirdiği değerler manzumesi süreklilik arz etmeyebilir, demokratik hukuk devletlerinde dış politikayı yapan yürütme erkidir ve o yürütmeye siyasi güç veren parlamenter ya da seçmen çoğunluğunun değerler yaklaşımı değişebilir, normaldir.

Türkiye’nin bugün yaşadığı belirtilen dış politika sorunu aslında geçtiğimiz on küsur senede seçmen ya da parlamenter ekseriyetinin değer sisteminin değişmesinden kaynaklanmıştır.

Bugün Türkiye’de batı değerler sistemi ile sorunlu bir siyasi iktidar vardır, bu siyasi tercihin AB ilişkilerine, Avrupa Konseyi ve AİHM ile olan ilişkilere, NATO ile olan ilişkilere yansıması kaçınılmazdır ama bu tercihin bireysel özgürlüklere, kişi başına gelire, güvenliğe yansımaları çok olumsuzdur, bu başka bir konudur, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi değerler kayması 

yaşayarak, sonuçlarına katlanarak siyasi riski üstlenmiştir.

Ülkemizde çeşitli alanlarda kuşaklararası tanım yanlışları vardır, bunların biri de dış politikanın bir devlet politikası (hükümetlerin siyasi tercihlerinden bağımsızlığı anlamına) olduğudur, oysa ismi ile müsemma derler, dış politika ifadesindeki politika sözcüğünün kökeninde çokluk vardır, bu anlamda devlet politikası ifadesi semantik olarak bile anlamsızdır. 

Evet, devletlerin ebedi dostları ve düşmanları yoktur ama aynı anlamda değişmeyen değerler sistemi de yoktur, dış politikayı da değişmeyen çıkarlar değil, değişken olabilecek değerler sistemi belirler. 

İlk seçimlerden sonra batı değerler sistemi ile radikal kavgalı bir iktidar oluşmaz ise dış politika da değişecektir.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.
Bu blok bozuk ya da eksik. Eksik içeriğe sahip olabilir ya da orijinal modülü etkinleştirmeniz gerekebilir.