'Cumhuriyetin hakim güçleriyle hesaplaşıyor' - Bahadır Özgür

AKP'nin, Tayyip Erdoğan liderliğinde iktidara geldiği tarihten bu yana Cumhuriyet'in oluşturduğu sermayeyi İslamcı ve yandaş sermaye ile değiştirme çabaları son sürat devam ediyor.

Bu konuyu Kalamış'taki bir gelişme üzerinden açıklayan BirGün yazarı Bahadır Özgür, "Kalamış’taki huzursuzluk" başlıklı yazısında, "Erdoğan, 100 yıllık hesaplaşmasının, Cumhuriyet’in hâkim sermaye güçlerini de akamete uğratmadan, tasfiye etmeden nihayete erdiremeyeceğini başından beri biliyor. Çatışma cephesi buraya kuruldu" satırlarıyla hesaplaşmanın büyüklüğüne dikkat çekiyor.

Özgür, Koç Holding'in Kalamış Marina'yı sadece 3.5 ay süre içinde satın alıp kaybettirilmesine değindiği yazısında şu ifadeleri kullandı:

"7 Ekim’de ihale, 21 Ekim’de Rekabet Kurulu onayı, 12 Kasım’da Cumhurbaşkanı imzası ve 19 Ocak 2022 günü Saray’dan gelen ani iptal kararı… Koç’un Kalamış Marina’yı alması ve kaybetmesi sadece 3,5 ay sürdü. Çoğu kimse için sürpriz bir karardı. Oysa ihalenin kendisi sürpriz sayılmalı. Neredeyse 15 yıldır Koç’un alabildiği yegâne özelleştirme payı buydu çünkü. İşin doğrusu süreç de pürüzsüz ilerliyordu.

O dönem dikkatleri çekmeyen hukuki bir ayrıntı önemliydi. İmar planı için ÇED gerekli olduğuna dair 33 Kadıköylü, Türkiye’de bir ilki gerçekleştirmiş, Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) 2021 Şubat’ında başvurmuştu. Başvuru beklenmedik hızda AYM’nin gündemine alınıyor; Mart 2021’de Adalet Bakanlığı’ndan “ivedi” görüş isteniyor; Bakanlık aynı hızda görüşünü gönderiyordu. Üstelik ne görüş! Başvuruyu hukuki açıdan değerlendirmesi gerekirken, sanki ihale sahibiymiş gibi vatandaşların “mağdur taraf” olmadığından, planın ÇED’siz olabileceğinden bahsediyordu.

İhalenin onay aşamasındaki sürate bakanlar, AYM’den de paralel sonuç bekliyordu. Karar bir türlü çıkmadı lakin, davayı yakından izleyen bir hukukçunun tahmini doğru çıktı: “İş bir yerlerde tıkandı, pazarlık var kesin. İptal olursa şaşırmam!”

Neydi pazarlık peki? Erdoğan-Koç uzlaşmıştı da araları mı bozuldu? Yoksa son günlerde el yükseltilen din kozuna ek olarak, bir de “laik sermaye” mi dövülmek istendi? Veya limanın yandaşa gitmesi mi arzulanıyordu? Bütün bunlar olabilir; Erdoğan’ın pratiği hesaba katıldığında şaşırtıcı da olmaz zaten. Fakat köklü bir şirketle iktidarın netameli ilişkisini aşan bir manzaraya bakıyoruz. Sahnede Erdoğan-Koç tek başlarına görünse de Türkiye kapitalizminin nasıl yönetileceğine dair farklı sermaye ittifakları arasında siyaseten sağlanmaya çalışılan son uzlaşı çabasının çöküşünün temsilini izledik bir bakıma.

Marinayı kapsayan bölge lüks restoranları, parkları, Fenerbahçe ve Galatasaray tesisleri, otelleriyle İstanbul burjuvazisini de ilgilendiren, Anadolu yakasının merkezindeki en büyük “elit yaşam” alanlarından biri. Yöre halkıyla bile paylaşılmak istenmeyen kıymetli bir yer. Koç’un projesi buraları sermaye lehine bütünüyle yalıtacaktı.

Kalamış mülk değerinin yanında, ihalenin gerçekleştiği koşullar nedeniyle sembolik bir değer de üstlenmişti.

Berat Albayrak’ın gönderilip Özelleştirme İdaresi’nin bağlı olduğu Maliye ve Hazine Bakanlığı’na “piyasa dostu” Lüfti Elvan’ın gelmesiyle beraber, iktidarın kriz politikasına ilişkin sermaye kesimleriyle yeni uzlaşı arayışları başlıyordu. Kasım 2021’de Adalet Bakanı’nı da yanına alan Elvan, kritik görüşmesini TÜSİAD’la gerçekleştirmişti. İktidardan bir el uzanmış, Kalamış da bu diplomasinin bir tür “iyi niyet mektubu”na dönüşmüştü sanki.

Ama “Nas”lı fiyat (kur-faiz) oynamaları, Elvan’ın 2 Aralık’ta yerini MÜSİAD tüccarı Nureddin Nebati’ye bırakması, 20 Aralık gecesi yaşanan eşsiz kur operasyonu ve TÜSİAD’ı direkt hedefe koyan beyanatlar gösterdi ki geçici de olsa “sulh” sağlanamamıştı. Yıllar sonra gönderilmiş Kalamış mektubunun yırtılıp atılması bunun sonucuydu işte."

Yazının kaynağına buradan ulaşabilirsiniz

Bu blok bozuk ya da eksik. Eksik içeriğe sahip olabilir ya da orijinal modülü etkinleştirmeniz gerekebilir.