Üç boyutlu bir kitap: EFSUN

Kitabı elime alınca tedirgin oldum. Aslında, hoş bir kapak tasarımı vardı. Bir portakal ağacının altında, badanası yer yer kabarmış beyaz bir duvarın önünde iki tahta sandalye, yeşil yapraklar arasından gülümseyen sarı sarı portakallar… 

Buraya kadar sorun yok! 

Tedirginliğim kitabın üzerindeki ismine, kocaman harflerle yazılan EFSUN yazısına bakınca başladı. 

Yazı tam kırmızı değildi, ama ‘kırmızı değil’ de değildi. Yani kırmızı diye ısrar edilirse, kırmızı da denebilirdi. 

Kırmızıysa eğer, portakalların sarısı ve yaprakların yeşiliyle birlikle oluşturduğu renk kombinasyonu, tedirginlik için yeterli koşulları sağlardı. 

Mesela elinizde böyle bir kitapla çayın üzerindeki köprüden geçerseniz, kaymakam gelip, kitapla birlikte sizi de kırmızı-beyaza boyayabilir

Düğün konvoyunda yeşil-sarı-kırmızı mendil sallayan kişiler Adana’da gözaltına alınarak Terörle Mücadele Şubesine götürülmüştü

Düğün konvoyundakilerin, mendil yerine bu kitabı salladıklarını düşünün.

Bu benim kendi başıma başa çıkabileceğim bir sorun değildi. Ambalaj kağıdının üzerine maket bıçağıyla küçük bir pencere açıp, kâğıdın beyaz yüzüyle kitabı kapladım. 

Açtığım pencerede S harfinin bir kısmı, U ve N harfleri görünüyordu. Gerisi boş, beyaz zemindi. Yakınlarımda ulaşabildiğim kim varsa “Bu ne renk?” diye sordum. 

Sokağa çıkıp, kapı ağzında karşılaştığım komşuya, camiye giden hacı amcaya, markette kasiyere, bakkala, fırıncıya, çöp toplayan çocuğa da sordum. 

Bordo diyen oldu, kahverengi diyen oldu, vişne diyen oldu… Kırmızı diyen olmadı. Çiçekçi önce “kırmızı” dedi ama “İyi bak!” diye ışığa tutup tekrar sorunca “Bordo!” diye düzeltti. Rahatladım.

Renk sorununu çözmüştüm. 

EFSUN’a takıldım bu kez. Yazının rengine değil de kitabın ismine yani. Demirtaş’ın daha önceki kitaplarını, teröristlere adadığı iddialarını hatırladım. “Acaba bu kez hangi teröriste adadı?” diye düşündüm.

Tuhaf bir sistematiği vardı Demirtaş’ın. “Seher” kitabını teröristin gerçek ismine, “Devran” kitabını, kod ismine adamıştı. Yani iddialar öyleydi. 

O yüzden Efsun, kitabın adandığı teröristin gerçek adı da olabilirdi, kod adı da. 

Bu da iz sürmeyi güçleştiriyordu. 

Kitabın girişinde Demirtaş, kitabı dedeleri ve nenelerine adadığını ettiğini söylüyor. Eğer doğruysa –ki bu Demirtaş’ın iddiası, hedef şaşırtıyor olabilir - EFSUN, bir harita şifresi de olabilir.

Belki de harita üzerinde E, F, S, U, N harfleriyle başlayan şehirleri kalemle birleştirirseniz, bir bölge haritası çıkıyordur. Tabii araştırmayı yaparken, eski yer isimlerinin kullanılmış olabileceğini de göz ardı etmemek gerekir.

Tamam, bu benim paranoyam olabilir. Ama önceki kitaplarını teröristlere adamışsa, bu yeni kitabına da harita şifresi neden olmasın? 

Neticede benim paranoyak oluşum, Demirtaş’ın bunu yapmayacağı anlamına gelmez.

Bu konuda araştırma yapacak arkadaşlara ipucu: Uygun yerlerde o harflerle başlayan şehir ismi bulamazsanız, ilçe, köy, yayla, mezra, dağ, dere, tepe, mahalle, cadde veya sokak isimlerine de bakın. Kesin bulursunuz. Yine de bulamazsanız, uydurabilirsiniz. Göreceksiniz ki hakikaten birleştirince harita çıkacaktır.

***

Ben bir elimde tuttuğum kitabı diğer elime pat pat vurarak “Efsun, Efsun…” diye Efsun’un ne olabileceğine kafa yorarken, kitabın içinde Dilaver Bey “Caneeer, Caneeer, Caneer Gonca” diye Caner’in elini sıkıyordu.

Boğazın kıyısındaki yalıda, Caner ve Dilaver’in ilk karşılaşmasıydı bu.

Dilaver, avucunda tuttuğu Caner’in elinin üstüne diğer eliyle pat pat vurarak “Geç otur şöyle bakalım delikanlı” deyip başıyla karşısındaki boş koltuğu gösterirken, ben de boş kanepeye uzanıp kitabı okumaya başladım.

***

Bir romanda veya bir öyküde kimi zaman olaylar tespih tanesi gibi peş peşe dizilir. Mesela Ayşegül uyanır, elini yüzünü yıkar, üstünü başını değiştirir, “Günaydın anneciğim, günaydın babacığım” der, kahvaltısını yapar, servisine biner okuluna gider… 

Efsun, böyle değil.

Kimi zaman olaylar birbirine paralel gelişir ve bir noktada kesişir. Mesela Ayşegül bütün bunları yaparken Ali de kendi evinde benzer şeyleri yapıyordur. Sonra okulun kapısında karşılaşır, birlikte derse giderler… 

Efsun böyle de değil.

Kimi zaman gelişmeler daha karmaşıktır. Paralellikler, kesişmeler, uzaklaşmalar, uzaklaşıp tekrar yaklaşmalar… üzerinde otoyolların, demiryolların, akarsuların, tarlaların, ovaların yer aldığı karmaşık bir harita gibidir. Beğeniyle okuduğumuz pek çok roman böyledir… 

Ama Efsun böyle de değil.

Efsun’da olay örgüsü ne tespih taneleri gibi bir çizgi üzerinde, ne bir haritadaki gibi düzlem üzerinde gelişir. Üç boyutludur.

Caner’in, babasıyla ilgili bildikleri kitap boyunca değişiyor. Annesiyle ilgili bildikleri de öyle. Mercan’ın Kenan hakkında zannettikleri de. Aynı olayı veya kişiyi farklı kişiler farklı bilmektedir. Bu farklılık zaman içinde de farklılaşır. 

Karakterlerle ilgili gerçekler değişmez ama biz bildiklerimizi bu kişilerden öğrendiğimizden, onlarla birlikte bizim bildiklerimiz de değişir. Olayları çözümleyebilmek için artık harita düzlemi yeterli değildir. Çözümlemeler birbirinin üzerinden atlamayı da gerektirir. 

Bu da anlatıma üçüncü boyut katar. 

Üç boyutlu hale dönüştürür... 

Efsun, böyle bir kitap. 

***

Demirtaş, romanını “Hepsinden birer parça taşıdığımı giderek daha fazla hissettiğim…” dediği neneleri Derdê ve Fatma ile dedeleri Ahmet ve M.Ali’nin anısına ithaf eder. 

Bununla kalmaz, Ahmet Amca ve Derdo’yu kitapta işe sokar. 

İkisi de Polonezköy’deki villanın çalışanıdır.

“Bizim yaptıklarımıza sizin hayalleriniz ulaşamaz” ifadesini, kitabı okuyunca anladım.

Yahu kardeşim, kalem senin elinde, hayal senin hayalin, roman senin romanın. Dedeni nineni gemi filosu sahibi yapsaydın bari. Veya uyuşturucu baronu veya dolar spekülatörü… Hayalinin ulaşabildiği yer ancak; onlara villada iş bulmak mıydı?

***
Zülfü Livaneli’nin “Edebiyatımızın usta kalemlerinden Selahattin Demirtaş’ın son romanını zevkle okuyorum.” mesajına, Ahmet Hakan çok gülmüş. Canım benim ya…

Ahmet Hakan’ı güldürmüş gibi olmayayım ama… Nefis bir roman okudum.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.
Bu blok bozuk ya da eksik. Eksik içeriğe sahip olabilir ya da orijinal modülü etkinleştirmeniz gerekebilir.