100’üncü yıla bir kala ‘dil kesme’

Türkiye sanayisi iktidarın doğalgaz ve elektrik kesintisi kararıyla ülke çapında üretime ara vermek zorunda kalırken, Türkiye siyaseti de beş yıl önce yayınlanmış bir şarkı sözü nedeniyle iktidarı ve muhalefetiyle ülke sorunlarını ve çözümlerini tartışmak yerine dil kopartma gündemine odaklandı.

Hedef tahtasına oturtulan ‘Minik Serçe’ lakaplı 47 yıllık sanatçı, şarkıcı, söz yazarı Sezen Aksu, Milli Beka Hareketi tarafından evinin önünde protesto edildikten sonra, 15 Temmuz Şehit ve Gazileri Platformu tarafından ‘dili kesilmek ve kafasına kurşun sıkılıp beyni dağıtılmakla’ tehdit edildi. 

Bunun öncesinde Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan, Cuma namazı sonrasında Çamlıca Camiinde mihraba çıkarak cemaate seslendiği konuşmada, Âdem ile Havva’ya dil uzatacakların dillerini kopartmanın görevleri olduğunu, söylemişti.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk kültür, sanat ve sanatçıları ayrı bir yere koyan, ülkeyi çağdaş uygarlık düzeyinin de üstüne çıkartmayı hedefleyen bir asker, siyasetçi idi. 

Görev yaptığı dönemde Cumhurbaşkanının ikamet ettiği Çankaya Köşkü’nde pek çok sanatçının ağırlandığı, başta Safiye Ayla gibi Türk sanat müziği şarkıcıları olmak üzere dönemin pek çok ünlü sanatçısının Çankaya Köşkü’nde özel konserler verdiği dönemin tanıklarının anı kitaplarında yer alır. 

Tarımdan eğitime, ekonomiden bilime varana kadar pek çok alanda ülkeyi ve insanlarını teşvik etmek, yön vermek, hedef göstermek için söylediği sözlerinin yanı sıra sanat ve sanatçılara yönelik şu ifadeleri de en bilinenler arasındadır:

“Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş olur.”

“Bir millet ki resim yapmaz, bir millet ki heykel yapmaz, bir millet ki ilim ve fennin gerektirdiği şeyleri yapmaz; itiraf etmeli ki o milletin ilerleme yolunda yeri yoktur.”

“Bir milletin sanat yeteneği güzel sanatlara verdiği değerle ölçülür.”

Sanata ve sanatçıya verdiği değeri yansıtan en çarpıcı diyaloglardan birisi ise bir toplantı sırasında yaverinin kendisine; “Efendim, sanatçı misafirlerimiz müsaadelerinizle elinizi öpüp ayrılmak istiyorlar” demesi üzerine verdiği, “Ne münasebet! Olur mu öyle şey! Sanatçı el öpmez! Bilakis, sanatçının eli öpülür!” yanıtıdır.

49 yıl öncesine dönüp baktığımızda bir arpa boyu yol alınmadığını, aynı zihniyetin daha da nobranlaşarak sürdüğünü görüyoruz. 

***

CHP’de ‘demokratik sol-ortanın solu’ kavramlarını ortaya atıp, İsmet İnönü’yü kurultayda mağlup ederek Genel Başkan olan Bülent Ecevit, 1974 seçimlerinden CHP’yi birinci parti olarak çıkartmayı başarmıştı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da yanında siyasete girdiği Millî Görüş çizgisinin lideri Necmeddin Erbakan’ın Milli Selamet Partisi (MSP) ile ‘tarihsel uzlaşma’ diyerek koalisyon kuran Ecevit’in başbakanlığını sarsan ve koalisyonu çatlatan ilk olay, yine sanat ve sanatçıyla ilgiliydi.

1973’te Cumhuriyetin 50’nci yılı nedeniyle kutlama komitesi tarafından İstanbul’un farklı yerlerine konulmak üzere 20 sanatçıya 20 heykel sipariş edilmişti. Heykeller tamamlandığı sırada koalisyon mutabakatı da sağlanmıştı. 

Bu heykellerden birisi yarı uzanmış çıplak bir kadın figürüyle İstanbul’u simgeleyen sanatçı Gürdal Duyar’ın ‘Güzel İstanbul’ heykeliydi. 

Başbakan Yardımcısı Erbakan ve MSP Karaköy meydanına konulan heykelin müstehcen olduğunu, dini-ahlaki değerlerle çatıştığını dile getirerek kaldırılmasını aksi halde koalisyondan ayrılacaklarını gündeme getirdi. 

Uzun süre siyaset gündemini işgal eden tartışmalar ardından kendisi de sanatçı ve şair olan Ecevit, hükümetin bozulmaması için ödün vererek heykelin kaldırılmasına onay verdi. 

Yıldız Parkı’nın görünmez bir köşesine kaldırılan ‘Güzel İstanbul’, sonrasında da bir dönem depoya atıldı. AK Parti’nin İstanbul Büyükşehir Belediyesini almasından sonra etrafı görülmeyecek şekilde çitlerle kaplandı.

Türkiye’de iktidarların sanata duyarsızlığı, sevgisizliği, sanatçıları dışlama yaklaşımları her zaman gündemde oldu. 

AKP iktidara geldikten sonra Başbakan olan Erdoğan’ın Kars ziyareti sırasında yine AKP’li belediye tarafından ünlü heykeltraş Mehmet Aksoy’a yaptırılan İnsanlık Anıtı heykeli Erdoğan tarafından ‘Ucube’ diye nitelendirilince uzun süre gündemi meşgul eden tartışmalardan sonra 2011’de yıktırıldı. 

Sanatçı Aksoy yıllarca hukuk mücadelesi verdikten sonra Anayasa Mahkemesi’ndeki davayı kazandı. AYM ‘ifade ve sanat özgürlüğünün ihlal edildiğine’ karar vererek Aksoy’a tazminat ödenmesine hükmetti. 

Melih Gökçek, 1994’te Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı seçildikten sonra yine Aksoy tarafından Altınpark’a yapılan ‘Periler Ülkesinde’ heykelini müstehcen bularak ‘Tükürürüm böyle sanatın içine’ sözleriyle tepki gösterdikten sonra yıkılıp, parçalanması talimatını verdi ve heykel yıkıldı.

Türkiye’nin önde gelen halk ozanlarından Aşık Mahzuni Şerif dilden dile dolaşan türkülerine karşılık, siyasileri eleştiren şarkı sözleri nedeniyle yıllarca pek çok davayla boğuştu, plakları yasaklandı, toplatıldı, yıllarını cezaevlerinde geçirdi. 

Selda Bağcan, Cem Karaca benzer süreçleri yaşayan sanatçılardı. Türk şiirinin dünya çapındaki ismi Nazım Hikmet, Türk romanının ünlü kalemlerinden Sabahattin Ali, Yaşar Kemal, Aziz Nesin, Hasan Hüseyin, Ahmed Arif, Halikarnas Balıkçısı (Cevat Şakir Kabaağaç), köy romanlarının, ağalığın ve feodal yapının hazin öykülerini-romanlarını yazan Fakir Baykurt ve daha nicelerinin yolları iktidar sahiplerinin hiddeti, öfkesiyle karakollarla, cezaevleriyle, ölümler ve sürgünlerle kesişti. 

Tiyatronun devleri Genco Erkal, Metin Akpınar, Müjdat Gezen de dahil pek çok isim Cumhurbaşkanına hakaret ithamıyla 70-80’li yaşlarında adliye koridorlarının müdavimi oldular.

1973’te Cumhuriyetin 50’nci yılında ‘Güzel İstanbul’ ile simgeleşen sanatın ve sanatçının mahzun, bahtsız, örselenmiş kaderi, Cumhuriyetin 100’üncü yılına, 2023’e bir kala değişmediği gibi sanatın üzerindeki kara bulutlar daha ağırlaştı. 

Üstelik bu kez dilinin kesilip koparılması, lal olmasıyla tehdit altında. Sezen Aksu yanıtını Avcı şiiriyle verdi; 

“Sen beni sezemezsin, dilimi ezemezsin!”

Millî Görüş’ün lideri Erbakan, 48 yıl önce müstehcen bulduğu ‘Güzel İstanbul’ heykelinin kaldırılmasını istemekle yetinmişti. Sanatçı Gürdal Duyar’ın elinin kesilmesini, parmaklarının koparılmasını istememişti.  Şimdi gelinen noktayı görseydi ne derdi acaba? 

Bence üzülürdü…

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.
Bu blok bozuk ya da eksik. Eksik içeriğe sahip olabilir ya da orijinal modülü etkinleştirmeniz gerekebilir.