Nobel ciddiyetini yitirdi mi?

Bu yıl Nobel edebiyat ödülünün Peter Handke’ye verilmesi, ödülün zaten iki yıldır büyük ölçüde zedelenmiş olan uluslararası prestijini daha da sarsmışa benziyor. Handke’nin Yugoslavya iç savaşında Sırpları desteklemesi ve Miloseviç’in cenazesinde konuşma yapması bütün dünyada büyük tepkilere yol açmıştı. 

Şimdi İsveç kültür çevrelerinde “Nobel yaşasaydı bu seçimden hiç de hoşlanmazdı” görüşü egemen. 

Ayrıntılara girmeden önce ödülün tarihçesine bakmakta yarar var. Türkiye’de bu ödülü hangi kurumun verdiği konusunda hâlâ bir kafa karışıklığı olduğu görülüyor. Aynı kişi, aynı yazıda bu kurumun hem Nobel Vakfı, hem İsveç Akademisi, hem de Nobel Komitesi olduğunu söyleyebiliyor. 

Bu üç kurumun da ödülle ilgisi var aslında. Ama ödülü kimin alacağına karar veren bunlardan hangisi?

Yanıtı Alfred Nobel’in ölmeden bir yıl önce, 1985’te yazdığı vasiyetnamesinde buluyoruz. 

Nobel kendi adıyla bir vakıf kurulmasını vasiyet eder. Bu vakıf onun devasa servetini işletip, elde edilen gelirlerle adına ihdas edilen ödülleri finanse edecektir. Bunların arasında bulunan edebiyat ödülünü verecek kurum ise “Stockholm’deki Akademi” olacaktır. 

Vakıf 1901’de kurulur. Ancak Stockholm’de iki akademi vardır. Vakıf bunlardan biri olan İsveç Akademisi’ni görevlendirir. 

Kısacası, Nobel ödülünü alacak kişiyi seçen kurum İsveç Akademisi’dir. Yaklaşık bir milyon dolar tutarında olan ödülü ödeyen kurum ise Nobel Vakfı’dır. Yani “işveren” Vakıf’tır, “işi yapan” ise Akademi’dir. 

Nobel Komitesi ise İsveç Akademisi’nin 18 üyesi arasından seçilen beş kişilik bir kuruldur. Görevi, her yıl ödüle aday gösterilen 300 kadar yazarı belirli kriterlere göre eleyerek sonunda sayıyı beşe indirmektir. Bu beş adayın eserleri diğer 13 üyeye sunulur ve üyelerin tamamının oylamasıyla adaylardan biri o yılki ödül sahibi olarak seçilir. 

Alfred Nobel vasiyetnamesinde edebiyat ödülünde kullanılacak olan kriteri çok net olarak belirtmiştir: 

“Son yıl içinde edebiyat alanında idealist doğrultuda en mükemmel eseri yazarak insanlığa en büyük yararı sağlayan kişiye verilecektir”.  

2017’de bütün dünyayı saran #meeto dalgası kasım ayında İsveç Akademisi’ne de ulaşmıştı. Bir gazetede Akademi üyesi Katarina Frostenson’un Fransız kocası Jean-Claude Arnault’nun 18 kadın yazar ve yazar adayını taciz ettiği, bunların bir kısmına da tecavüz ettiği açıklandı. 

Arnault’nun yıllardır işletmekte olduğu özel kültür ve sanat evinin giderleri için Akademi’den büyük paralar aldığı, kesinlikle yasak olmasına rağmen ödül alacak kişiyi önceden karısından öğrenip el altından bahisçilere ilettiği gibi skandallar arka arkaya geldi. 

Ardından Akademi’de tam bir iktidar kavgası başladı. Akıl almaz düşük seviyede çamur atmalar ve insafsızca rakibini “bitirme” atakları yapıldı. Mahkemeye gidildi. İstifalar sonucunda çoğunluk kalmayınca Akademi çalışamaz ve karar alamaz duruma düştü. 

Bu gelişmeler Akademi’nin üzerindeki kutsal hareyi, edebiyat dünyasındaki ulaşılamaz yükseklikteki statüsünü yerle bir etti. İsveç’te görevin bu akademiden alınıp bilim ve edebiyat araştırmalarını destekleyen “Vitterhet Akademisi’ne verilmesini teklif edenler oldu. 

Sonuçta, “işveren” Nobel Vakfı, inisyatifi ele alıp Akademi’ye 2018 yılında ödül sahibini seçmemesi talimatını verdi. Bu ödül 2019 yılı ödülüyle birlikte verilecekti. Beş kişilik Nobel Komitesi içinde yer alan Katarina Frostenson’un üyeliğine son verildi, diğer üyelerden iki tanesi daha komiteyi terk etmek zorunda bırakıldı.

Akademi’nin tarihinde ilk kez bu yıl Nobel Komitesi’nin çalışmalarına  “dışarıdan” atanan beş kişi daha katıldı. 2018 ve 2019 ödüllerinin kimlere verileceği konusunda bunların önemli bir rolü olduğunu söylemek yanlış olmaz. 

Akademi’nin fena halde sarsılan uluslararası saygınlığını onarması beklenirken sürpriz bir şekilde “siyasi şaibeli” Peter Handke’ye ödül vermesi, çoğu kişiyi hayrete düşürdü ve Akademi’nin yetersizliği ve çapsızlığı yeniden konuşulmaya başlandı. 

Akademi’yi ilk eleştirenler arasında Anne Applebaum, Salman Rushdie ve Slavoj Žižek’i görüyoruz. 

Slovenya kökenli olan Handke’nin Yugoslavya İç Savaşı’nı yakından izlediği biliniyor. Yazdığı kitaplarda (Gerechtigkeit für Serbien-Sırbistan’a Adalet, ”Noch einmal für Jugoslawien-Bir Kez Daha Yugoslavya) ve TV, gazete ve dergilere verdiği demeçlerde Sırpları desteklediği görülüyor.

Ona göre Srebrenica’da olan şey intikam eylemidir, soykırım değildir. Oysa Lahey’deki Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi, bu toplu katliamı tam da insanlık suçu ve soykırım olarak nitelemiştir. Ancak Handke kararlıdır: “Mahkeme’nin görüşü yanlış”.

Handke 1999’da Sırp televizyonundaki bir programde ”Sırplar Yahudilerden daha çok savaş kurbanıdır” demiş ancak yıllar sonra Alman basını ondan bu konuda açıklama isteyince “Böyle aptalca bir ifade kullanabileceğine inanmadığını, ancak filmi yeniden izleyince kelimeleri sersemce birbirine karıştırdığını gördüğünü” söylemiştir.

Miloseviç’le ilişkisi konusunda da İsveç’teki Express gazetesine: “Onunla dost değildim. Bana rica ettikleri için onu cezaevinde ziyaret ettim. Kendimi buna mecbur gördüm... Bir yazar için hayattaki en doğal şeylerden biridir bu. Öldüğü zaman da ailesi cenazesine gelmemi istedi. Ben de gittim” diyecektir.

İnsan hakları uzmanı hukukçular Handke’nin, soykırım yerine intikam kavramını kullanarak Sırpların savaş suçunu mazur göstermeye ve relative etmeye çalıştığını ifade ediyorlar: “İntikam olan bitenleri meşru kılmaz. Entellektüel bir kişinin böyle bir primitif bakış açısı olmaması gerekir. Relative etmek, tarihsel gerçekliği basite indirgemek ve önemsizleştirmektir. Tarihsel hafızayı lekeler, yaralar ve saptırır”.

Geçtiğimiz günlerde Bosna Savaşı’nı yerinde izleyen Amerikalı gazeteci Peter Maass İsveç Gazetesi DN’de şöyle yazdı: “En son ihtiyacımız olan, en son bekleyebileceğim şey, Nobel ödülü gibi bir entelektüel onur belgesinin çağımızın en çürümüş entelektüelliğini temsil eden bir yazara verilmesidir. Ayrıca unutmayalım ki, bu Nobel ödülü, azgın Beyaz İktidar taraftarlarının 90’lı yılların Sırplarını, dünyada ne yapılması gerektiğini gösteren kahramanlık sembolü olarak işaret ettikleri bir zamanda veriliyor”.  

Handke feministlerden de eleştiri aldı. 2018 sonbaharında Alman haftalık magazin dergisi Der Freitag yazarla uzun bir söyleşi yapar. Handke orada meeto-hareketiyle ilgili olarak “Bu konuda daha fazla şey duymak istemiyorum” der. “Kadınlar erkekleri tahrik ediyor, sonra da şikâyetçi oluyorlar”. 

Yıllar önce Nobel ödülünü manasız bulan Handke ödülü aldıktan sonra bir gazeteciye şöyle diyecektir: “Bahçemin kapısında duruyorum ve buradaki 50 gazeteci gibi sen de aynı soruyu soruyorsun. Hiç birinizden benden bir şeyler okuduğunu duymadım. Yalnızca bir soru var: Dünyanın tepkisi ne? Tepkiler, tepkiler, tepkiler. Ben bir yazarım. Tıpkı Tolstoy, Homer, Cervantes gibi. Şimdi beni rahat bırakın, böyle sorular sormayın!”

Ağır eleştiriler yöneltilen Akademi de kendisini “Savaş kışkırtıcısı ve soykırımı inkar eden birisini ödüllendirmeyi düşünmedik elbette. Handke’nin yazdıklarında sivil topluma saldıran ya da her insanın eş değerde olduğu ilkesine saygısızlık eden bir şey bulamadık” diyerek savundu. 

Akademi, Handke’nin muazzam bir yazar olduğunu ve bu yönüyle değerlendirildiğini söylüyor: “İfade özgürlüğünün çerçevesi geniş. Herkes provokatif şeyler söyleyebilir. Edebi kaliteyi seçme cesaretini göstermeliyiz. Yoksa ödülü iptal edelim, daha iyi”. 

Handke de ”Ben politikacı değilim ama hayatım boyunca olayları gazetelerin yazdığından başka türlü anlattım. İşte bu dünyada ödülün bana verilmesi bir skandal oldu. Akademi cesaretli davrandı doğrusu” diyerek kendi meşrebini anlatmış oldu. 

Ne ki, önceki gün ırkçıların dergisi Ketzerbriefe-Kafir Mektubu’nda 2011’de Handke’yle yapılan bir söyleşi ortaya çıktı. Handke orada açıkça Serebrenica katliamını önemsizleştirmeye çalışıyor: ”Serbrenica’da müthiş bir bastırılmış nefret vardı. Gelip öldürdüleri mi gerçekten –aslında sayılardan kaçınıyorum- 2.000 ve 4.000 arasında insan?”

Söyleşide ”Serebrenica Anaları” organizasyonu için şöyle diyor:   

”Serebrenica Anaları, denilen şey! Söyledikler bir tek söze bile inanmıyorum. Onların acıları bana hitap etmiyor. Ana olsaydım yalnız başıma yas tutardım."

Bu ifşaattan sonra Handke, inkârdan vaz geçip evet, Serebrenica’da soykırım oldu, dedi ve pişmanlığını belirtti. 

Dün İsveç’teki gazetelerde Akademi’nin daimi sekreteri, bunun kendileri için de yeni bir bilgi olduğunu ve inceleyeceklerini söyledi. 

Bu iş burada bitmeyeceğe benziyor. Ancak bir şey çok açık: Akademi gerçekten akıl almaz bir aymazlık gösterdi. Alfred Nobel ödülü alacak yazar için yalnızca ”idealist doğrultuda en mükkemmel eseri yazan” dememiş, hemen eklemişti: ”insanlığa en büyük yararı sağlayan kişi”.

Kuşkusuz çok iyi bir yazar olan Handke, insanlığa en büyük yararı sağladı mı gerçekten? 


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.