Mülteci ve göçmen karşıtlarına notlar

Hareket edebilen canlılar keyfinden göç etmez, kimse doğduğu yeri laf olsun diye terk etmez. Göçmen hayvanat dahî daima iki nokta arasında gider gelirler. 

Hareket edebilen canlılar canlarını güvende hissetmedikleri zaman illâki kaçarlar, önlerine konan hiçbir engel onları alıkoyamaz. Bugünlerde ve her hayvan katliamı esnasında olduğu gibi…

Kaçan her canlı gibi iltica ve göç yolunu seçmiş olan insan da geldiği yere neredeyse her zaman yasadışı yollarla intikâl eder. Bir mülteci veya göçmenin yasadışı yollarla bir ülkeye girmesi kadar doğal bir şey yoktur.  

Hareket edebilen canlılar arasında insan yeryüzünde var olduğundan bu yana göçer. Genel itibariyle doğduğu yerde hayatını idame ettirmesi mümkün olmadığı için göçer. Nedenler ekonomik, toplumsal, siyasî, çevresel, doğal olabilir.  

Zaman içerisinde göç etme hâline farklı yaklaşımlar geliştirildi. Siyasî/askerî nedenlerden dolayı eylenen göç diğer nedenlerden ayrıldı. Bunun nedeni 19 ve 20. yüzyıllarda yaşanan kitlesel savaşlar ve katliamlardır. 

Bugünkü iltica hukukunun ana kaidesi olan 1951 Cenevre Mülteci Sözleşmesi, İkinci Dünya Savaşı esnasında Avrupa kıtasında Nazi kıyımlarından kaçan Yahudilerin yüzüne kapanan kapılardan sonra kaleme alınmış ve bugünkü uluslararası insancıl hukukun temelini oluşturur.  

İltica hukuku uyarınca başka bir ülkeye iltica talebinde bulunan bir kimsenin talebinin ardında siyasî bir gerekçe yoksa talebi reddedilir. Bu, yaygın biçimde ekonomik göçmenlere uygulanır. Ne var ki bir insanı ekonomik göçe mecbur eden nedenler de özünde siyasîdir. Bu, çevresel nedenler için de geçerlidir. Sonuçta bir insanın aç kalmasına ve çevrenin mahvına yol açan da siyasî karar vericilerin hâtâlı kararlarıdır.   

İltica etmek zorunda kalan insanın temel özelliği, uyruğu olduğu devletin korumasını kaybetmesi ve bu yüzden başka bir devletinkine sığınması olduğuna göre siyasî nedenler kadar ekonomik ve çevresel nedenler de korunma hakkını mağdurun elinden alır. 

Ne var ki ne uluslararası hukuk bağlamında ne de mülteciyi kâbul etme durumunda olan devletler açısından dünyanın bütün siyasî, ekonomik ve çevresel göçmenini ağırlamak madden ve siyaseten mümkün değildir.  

Diğer bir deyişle “iltica hakkı” sonsuz olamaz, çünkü bu imkânsızdır. Güncel örnek verecek olursak, bugün Afganistanlı, Iraklı, İranlı, Somalili, Suriyeli ve Türkiyelilerin çoğunun memleketlerinde yaşamaları türlü nedenden dolayı hiç kolay değildir, topluca göçmeye kalksalar yeridir. Üstelik sözü edilen ülkelerin geleceği fevkalâde karanlıktır. Ne yazık ki hiçbir devlet ve hiçbir toplum bu sayıda insanı buyur edemez.   

Asıl yapılması gereken, göç etmek ya da sığınmak zorunda kalan insanları yollara döken kök nedenlerle (literatürde root causes) mücadele etmektir. Kimse keyfinden doğduğu yeri bırakıp gitmeyeceğinden, uğrunda asıl mücadele edilmesi gereken de, dolayısıyla, kişinin doğduğu yerde yaşamasını engelleyen nedenlerdir.

Çeşitli nedenlerden devletinin korumasını kaybetmiş ve yaşadığı yeri terk etmek zorunda kalmış olan göçmen ve mülteciler diğer mazlumlara kıyasla en beter hukukî konumdadır. Aslında hukukî bir boşluktadırlar. Bu nedenle sığındıkları ülkeler ve başta BM Mülteciler Yüksek Komiserliği olmak üzere uluslararası kuruluşlar, bu hukukî boşluğu doldurmakla yükümlüdürler. 

Mülteci ve göçmenlerin sığındıkları ülkelerde onlara yönelik sözel veya eylemsel saldırılar bu hukukî boşluğa rağmen yapıldığı ölçüde olabilecek en ahlaksız davranışlardır.  Saldırılan mülteci veya göçmenin şikâyet edebileceği bir mercii yoktur. Hele Türkiye gibi uyduruk bir iltica/göç pratiğine sahip, üstelik de hukuk devletini lağvetmiş bir ülkede…

Türkiye özeline bakacak olursak, her coğrafya gibi ama doğal bir geçiş yolu olduğu ölçüde bu coğrafya da daima göç alan ve göç veren bir konumda olmuştur. Tanrısal bir sihirli değnekle bir toprağa kondurulmuş ırk yoktur. Türkiyeliler de iltica ve göç yoğun muazzam bir karma yapıya sahiptir. 

Orta Asyalara kadar gitmeksizin bugünkü Türkiye’nin nüfus yapısı (zorla din değiştirmeler dışında) ağırlıklı olarak 19 ve 20. yüzyıllarda alınan ve verilen göçlerle şekillenir. 

Gidenler, bugün Latin Amerika’da “El Turco” diye adlandırılan Osmanlı tebaası Hıristiyan Arablar, Soykırım ve kitlesel katliamlardan canını kurtarıp kaçan veya Bulgarlar gibi tebaası olmak istedikleri yeni ulusdevletlere giden Osmanlı Hıristiyanları, Yunanistan’la din temelli nüfus mübadelesi sonucu gönderilenler.

Gelenler, ağırlıklı olarak Balkanlarda Osmanlıdan neşet eden yeni devletlerdeki Müslüman tebaa, Kafkasya’dan Çarlık Rusyası baskısı sonucu iltica eden Müslüman topluluklar, Cumhuriyet döneminde Yugoslavya ile tıpkı Yunanistan ile olduğu gibi, Müslüman unsurların anlaşmalı kabûlü. 

Türkiye’nin uyduruk göç/iltica pratiğine bakacak olursak, ülke sadece sâbık komünist ülkelerden gelen sığınmacılara mülteci statüsü tanır. Geriye kalan milyonlarca mülteci ve göçmenin koruyucu hukukî statüsü yoktur. 

Uygulanan laubali vize politikasıyla Türkiye Ortadoğu ve Kuzey Afrika’nın insan aktarma merkezi hâline gelmiştir.  

Günah keçisi konumuna getirilmiş olan Suriyelilerin iltica etmesinin ardındaki kök nedenlerden başlıcası Ankara rejiminin saldırgan tercihleridir. Hatta 2011’de patlak veren Suriye içsavaşının başlamasındaki payı üzerine çalışmalar mevcuttur. 

Beğensek de beğenmesek de Şam rejiminin içsavaşı kazandığını açıkça veya üstü kapalı herkes kabullenirken, sönmekte olan ateşi körüklemeye İdlib’de ve işgâl ettiği her Suriye toprağında devam eden Ankara’dır. Bu anlamda Ankara, Suriye çıkışlı mültecilik hâlinin kök nedenidir. 

Ankara rejimi bugün Suriye’den askerini ve beslediği cihatçı unsurları çekse Kürdlerin de masada olacağı bir müzakere ve barışma süreci başlar, içsavaş yorgunu Suriyeliler yavaş yavaş evlerine dönmeye başlarlar. Yani, Kemal Kılıçdaroğlu’nun yapmaya söz verdiği gibi sınırdışı edilerek değil.

Ve Türkiyeliler. 2013’ten bu yana artan şiddetli baskı ve zulüm yüzbinlerce Türkiyeliyi yurtdışına gitmek zorunda bırakmıştır. İngiliz istihbaratının verilerine göre Temmuz 2016’daki oto-darbeden sonra rakam iki milyon mertebesine yaklaşmıştır. Bu kayda değer göç ve iltica hareketinde Ankara’daki ceberut rejimin kök neden olduğu besbellidir. Totaliter rejim var oldukça gidenler memlekete dönmeyecek, yenileri gurbet yollarına düşecektir. 

Son olarak, herkes bir gün mülteci olabilir!

Bu blok bozuk ya da eksik. Eksik içeriğe sahip olabilir ya da orijinal modülü etkinleştirmeniz gerekebilir.