Erdoğan'ın 'Eylül sonuna kadar Menbiç'e gireriz' restinde son gün!

2019 yılında üç kez Suriye sınırına askeri yığınak yapan ve 'Menbiç'e gireceğiz' tehditleri savuran Erdoğan bu sözünü yerine getiremedi. Tıpkı 19 Eylül'de söylediği, "Güvenli bölge ile ilgili söylediklerimizi kabul etmeniz için size iki hafta süre veriyoruz. Kabul etmezseniz gereğini yaparız" restinin havada kalması gibi.

En son BM Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada Suriye'nin Türkiye sınırı boyunca oluşturulmasını istediği 'güvenli bölge'ye Suriyeli mültecilerin yerleştirileceğini söyleyerek konuyu yine insani boyuta çekmeye çalışan Erdoğan, Trump'ı kafalamak için de 'Patriot' füze savunma sistemlerini satın almayı masaya sürdü. Fakat sonuç kendisi için yine fiyasko oldu. ABD'nin New York kentinde iken, birkaç kilometre uzağındaki ABD Başkanı ile ancak telefonda görüşebilen Erdoğan, Rahip Brunson'ı serbest bıraktığı için Trump'tan bol bol 'arkadaşız, dostuz' övgüleri alarak ayrıldı ABD'den.

Güvenli bölge konusunda Washington'dan taviz koparamayan Erdoğan New York dönüşü yaptığı açıklamada "ABD ile takvim işliyor. Sınır boyunca tüm tedbirlerimizi de aldık. Uçaklarımız burada uçuyor, bu basit bir seyrüsefer değil" diyerek aslında tehdidinin işe yaramadığını kabul etmiş oluyor.

ABD ve Rusya'ya tavizler vererek, milyarlarca dolarlık silahlar alarak Suriye denkleminde kalmaya çalışan Erdoğan'ın 'S-400'lerin yanına Patriotları da almak istiyoruz' sözünün pek gerçekçi bir yanı bulunmuyor. Çünkü Trump kabul etse dahi bunun Kongre'den geçmesi gerekiyor.

Suriye'de Putin'e karşı tüm kozlarını kaybeden ve neredeyse onun emir eri haline gelen Erdoğan tek çıkış yolu olarak Trump'ın desteğini görüyor. Ancak Trump'ın kameralar önünde sırtını sıvazladığını, kapılar kapandıktan sonra da dosyayı bir köşeye fırlattığını fark etmiş olan Erdoğan onu Türkiye'ye getirebilmek için uzun süre diplomasi yürüttü. Hatta ilk olarak Mayıs ayında yaptığı açıklamada Trump'ın Temmuz ayında Türkiye'ye ziyaret gerçekleştirebileceğini söyledi.

Erdoğan'ın sözcüsü durumundaki Sabah gazetesinin Mayıs ayında muhtemel ziyaretle ilgili ifadeleri aynen şu şekilde: "ABD Başkanı Donald Trump'ın Türkiye ziyareti tarihi belli oldu. Gelen son dakika bilgisine göre ABD Başkanı Donald Trump, Temmuz ayında Türkiye'ye gelecek. Türk Lirası'na yapılan saldırı, S-400 meselesi ve F-35 krizi ile iki ülke arasında yaşanan gerilimin bu ziyaret ile sonlanması bekleniyor."

27 Haziran'da tekrar konuyu gündeme getiren Erdoğan Trump'ın Temmuz ayında Türkiye’yi ziyaret edebileceğini dile getirdi.

Fakat arada geçen iki aya rağmen Trump'ın değil Türkiye'ye gelmek, BM Genel Kurulu sırasında 30'a yakın ülke lideriyle görüşürken Erdoğan'ı listeye dahi almaması dikkat çekti.

Aynı şekilde Türkiye'ye güvenli bölge konusunda taviz vermeyen ABD, tehditlere de aynı sertlikte karşılık veriyor.

BM Genel Kurulu toplantıları sırasında gazetecilere konuşan ABD'nin Suriye özel temsilcisi James Jeffrey, Washington'ın kendinden emin ve hızlı bir şekilde hareket ettiğini ancak bölgede atılacak tek taraflı adımlara da izin vermeyeceklerini şu ifadelerle dile getirdi: "Her seviyede Türkiye'ye açıkça dedik ki, tek taraflı operasyonlar hiç kimsenin güvenliğine fayda sağlamayacak. Tabi ki Türkler'in askeri opsiyonları var" dedi.

Bir yandan Trump'ın desteğini almaya çalışan Erdoğan'ın diğer yandan ABD'nin izni olmadan Menbiç'te adım atması söz konusu değil.

16 Eylül'deki Türkiye, Rusya, İran Üçlü Suriye Zirvesi'nden sonra Suriye'de yaklaşık iki haftadır zaman durmuş gibi. Hem İdlib'de ve hem de Menbiç'te Türkiye'yi zorda bırakabilecek herhangi bir gelişme yaşanmıyor.

Ancak bölgede dengeler pamuk ipliğine bağlı. Rejim güçleri ateşkesin yürürlükte olduğu askersizleştirilmiş bölgedeki muhalif mevzilerine zaman zaman taciz atışları gerçekleştiriyor.

Türkiye'nin Rusya ile ateşkes karşılığında Heyet Tahrir Şam (HTŞ) militanlarını pasifleştirmesi gerekiyor. Bu şartlar altında İdlib'de yeniden başlayacak bir çatışmayı Türkiye'nin durdurabilme gücü yok.

Bu da aralarında yüz binden fazla militanın bulunduğu 3 milyon mültecinin Türkiye sınırına yığılması ve rejim güçlerinin Türkiye sınırına dayanması anlamına geliyor. İdlib'i kurtaran rejim güçlerinin Türkiye'nin 2016 ve 2018'de kontrol altına aldığı Afrin ve Carablus-El Bab hattını da talep etmesi muhtemel.