Kıbrıs'ta 'ruhsuz' bir seçim…

“Ruhsuz” bir seçimdi… 

Hükümet partilerinin fanatik destekçilerinden başkasının umurunda bile olmadı…

Sessizce, “oldu da bitti maşallah” modundaydı…

Kıbrıs’ın kuzeyinde Pazar günü gerçekleşen seçimler “iç siyaset”te hiçbir değişikliği işaret etmiyor…

Öyle anlaşılıyor ki, halen hükümeti paylaşan partiler (UBP ile DP) “koalisyon”a kaldıkları yerden devam edecekler…

Seçimlerden “birinci parti” olarak çıkan UBP; yüzde 35’lerde seyreden oylarını yüzde 40’a dayadı… 

Ekonominin dibe vurduğu, bütçenin korkunç açıklar verdiği, partinin vekillerinin “skandal”larla anıldığı, hele son haftalarda elektriklerin sıkça kesildiği bir ortamda UBP’nin oylarını artırmış olması, siyaset bilimine apaçık biçimde bir meydan okumadır. 

Kıbrıs’ın kuzeyindeki siyaset ve demokrasi normlarının “alaturka” versiyonu başarılı olmuştur. 

AKP’nin, sahada gözle görünür katkıları ve Ankara’nın apaçık “desteği”, hiç kuşku yoktur ki UBP’nin başarısındaki en önemli faktör oldu.   

Tüm bu “zorlamalara” karşın, seçimlerde oylarını en çok artıran parti, Kıbrıs’ta çözüm ve federasyonu savunan CTP oldu. 2018’deki yüzde 20.95’lik oyunu yüzde 32’lere çıkardı. 

CTP; kendi dışındaki solun aksine Ankara’ya daha “ılımlı” yaklaşan bir seçim stratejisi izledi. AKP’yi karşısına almadı. Seçime yapılan müdahaleleri “görmezden” geldi. Tezlerini sunarken, tüm sorunların, yerel politikacılar tarafından yaratıldığına odaklandı. 

Kendi dışındaki çözüm yanlılarının “darmadağın” halleri, CTP’nin oylarını artırmasına katkıda bulundu. 

Seçimlere katılan CTP dışındaki üç çözüm yanlısı parti yüzde 5’lik barajın altında kalırken, bu kesimin toplam yüzde 7.92’lik oyu diğer iki büyük partinin işine yaradı. 

Hükümetin küçük ortağı Serdar Denktaş’sız DP oylarını ve vekil sayısını korudu. UBP’nin oylarını artırması nedeniyle yeni koalisyonda “daha da küçülmüş” ortak olarak yer alması bekleniyor.

Bu seçimlerde sağda (Kendileri merkez parti olduğunu iddia ediyor) adeta “hezimete” uğrayan iki parti var…

Özersay’ın HP’si, yüzde 17’lerdeki oyunu yüzde 6.68’e indirdi. Bunun; son dört yılda tamamen parti liderinin “zik zak”larından kaynaklandığını söylemek mümkün…

Oysa başlangıçta, gerçekten “merkezde” imiş gibi hareket eden bu parti, daha sonraları “şahin”leşti ve AKP’ye “yaklaşayım” derken, Ankara tarafından neredeyse terk edildi.   

Seçimlerin ikinci “hezimet”i TDP’de yaşandı. Oylarını 8.65’ten 4.42’ye indirdi ve Meclis’te 3 vekil ile temsil edilirken baraj altında kaldı.

Bu seçimlerde baraj altında kalan çözüm yanlısı üç küçük partinin toplam oyları 7.92’dir. Bunu CTP’nin yüzde 32’lik oyuna eklersek, yüzde 40’lık bir “çözüm yanlısı” oy potansiyeli ortaya çıkar. Bu “oran” şimdiye kadar siyasetimizde var olan yüzde 40-60 dengesinin değişmediğini göstermektedir.

Bu seçimlerin bir diğer özelliği ise; boykot kampanyaları oldu… CTP’nin dışındaki bazı küçük sol parti ve grupların örgütlediği boykot, dünyanın dikkatini TC’nin, AKP’nin müdahalelerine çekmeyi amaçlıyordu. 

Katılım oranı gösteriyor ki, “boykot” ciddi anlamda bir etki yaratmadı… 

Nitekim; olağandışı soğuk, fırtınalı bir havada, 6000 kişinin pandemi nedeniyle “karantina”da bulunduğu bir günde seçimlere katılım yüzde 58 dolayında gerçekleşti ki, bu figür 2020’deki CB seçimlerinin birinci turundaki orandı.

“Boykot”un en büyük etkisi; TDP’nin Meclis dışında kalmasına yol açması oldu.  

TDP; geçmiş seçimlerde bu grupların örgütsel gücünden yararlanıyor ve onlarla birlikte hareket ediyordu. Bu kez de en azından aynı siyasal kökenden gelen TKP ile “seçim ittifakı” yapması bekleniyordu. Tüm bunlar olmayınca, TDP, TKP ve Bağımsızlık Yolu “üçü birden” barajın altında kaldı.

Boykot, ayrıca çözüm yanlıları içinde boykotu benimsemeyen kesimin CTP’de toplanmasını da sağladı.    

Böylece; bu seçimlerde CTP dışındaki “çözüm yanlıları” içine düştükleri “ikilem” yüzünden çuvalladılar.

Şimdi; “sağ” partilerin, AKP’nin egemen etkisi altında siyaset yapacakları bir döneme giriyoruz. 

Ana muhalefet CTP’nin ise “sorumlulukları” katlanmış olacak. Artık “çözüm yanlıları”nın Meclis’teki tek sesi CTP’dir ve birlikte hareket edeceği Meclis içi bir “çözüm yanlısı” parti yoktur.

Elbette; bu seçimlerde “Kıbrıs sorunu” gündemin birinci maddesi değildi. Seçimler de, Tatar ile Ankara’nın “tez”leri üzerinden yürümedi. 

Ancak; sağda işler daha kolaydı. “Anavatan ile iyi ilişkiler” dendi mi, bundan “finansal istikrar” anlamı çıkıyor ve partilerin büyük projeler sunmalarına gerek kalmıyordu. Nasıl olsa Ankara projeleri de yapar, parasını da öderdi. 

Birbirini yiyenler, ikilem içinde birbirini tüketenler “çözüm yanlısı” parti ve gruplar oldu. 

Gene de seçim sonuçlarına baktığımızda, “çözüm vizyonu”nun yerinde durması hiç de küçümsenemez.     

Önümüzdeki günlerde Doğu Akdeniz’de “ılımlı” rüzgârların esmesi olasılığı çok yüksek… Erdoğan’ın son zamanlarda bu konuda ağzından bal akıyor… “Petrol barışın aracı olacaksa, bunu kullanırız” diyor.

Keşke… 

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.
Bu blok bozuk ya da eksik. Eksik içeriğe sahip olabilir ya da orijinal modülü etkinleştirmeniz gerekebilir.