Ayşe Özdoğan'ın infazı ertelenirse, adalet için umut var demektir

Ayşe Özdoğan, hakkında verilen hüküm onanarak kesinleşen bir siyasi hükümlü olmanın yanında bir anne, bir hükümlü eşi ve belki de en önemlisi dördüncü evre kanser hastalığı ile başka kronik hastalıkları da olan bir kadın mahkûm. 

Dördüncü evre, bu nadir görülen tür kanser de dahil, modern tıbbın öngörülerine göre kanser hastalığının en son evresi. Hasta için bu evrede uygulanacak tedaviler çoğu zaman semptomları ve acıyı hafifletmeden öteye gidemiyor. 

Ayşe Özdoğan’ın da maalesef tüm tedavilere ve alternatif tıbbın yardımlarına rağmen hastalığı bu son evredeyken hakkında verilen hüküm infaz edilmek isteniyor. 

Antalya’da yaşayan Ayşe Özdoğan hakkında Akdeniz Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Heyeti “Cezaevi koşullarında tek başına yaşaması hayati risk taşımaktadır” yönünde rapor vermiş ise de, 5275 sayılı Ceza İnfaz Kanunu bu raporun Adli Tıp Kurumu’nca onaylanması gerekliliğini öngördüğünden ve Kurum aksi yönde görüş bildirdiğinden infaz işlemlerine başlandı ve cezaevine konuldu. 

Kanserden başka gözünün altında bulunan yapay plaka nedeniyle oluşan yaranın sıklıkla kanaması ve ağız içinde bulunan derin yaranın açılarak tüm yüzünün de şişmesi üzerine cezaevinden Eğitim Araştırma Hastanesi’ne sevk edilen Ayşe’nin bu durumu dahi cezaevi koşullarının taşıdığı yaşamsal riski ortaya koyuyor. 

Adli Tıp Kurumu’nun “hastalığın ilerlemesi” kriterini öne sürmesi kanuna aykırı olmak bir yana, tıbbi ilkelerle de uyuşmuyor. Kanun bu türlü bir gerekliliği aramayıp hastalığın adını koymadan hasta yönünden öznel bir teşhisi yeterli görürken, bu zorlama yorum korkutucu bir emsal içtihat tehlikesine işaret ediyor. 

Diğer taraftan hasta-hekim ilişkisinin her türlü dini, siyasi, ırkçı ve benzer ayrımcılık unsurlarından uzak, nesnel bir ilişki türü olması gerekirken, hastanın siyasi mahkûm olması nedeniyle bir önyargının veya saf tıbbî görüşün bir “yardım” olarak niteleneceği korkusunun kurbanı olması Ayşe için geri dönüşü imkânsız sonuçlar doğurabilir.

İnfaz Kanunu yalnızca yaşamsal risk halinde değil aynı zamanda ağır hastalık ya da engellilik halinde de mahkûmun yaşamını tek başına idame ettirmesinin mümkün olmaması ve mahkûmun toplum açısından riskli bir kişi olmaması şartıyla infazın ertelenmesine olanak tanıyor. 

Ayşe Özdoğan hakkında ATK olumsuz rapor vermiş olsa bile ağır hastalığının varlığı ve öz bakımını dahi yapamayacak kadar düşkün birinin toplum açısından tehlike arz etmeyeceği açık, ve İnfaz Hakimliği’nin bu gerekçe ile infazın ertelenmesi kararı vermesi mümkün.

İnfaz Hakimliği’ne yapılan başvuru üzerine hakimliğin olumsuz bir karar vermesi halinde itiraz üzerine Nöbetçi Ağır Ceza Mahkemesi’nin vereceği karar kesin karar olacak. Kanser hastalığı nedeniyle tedavi gören annesi, Alzheimer hastası babası ve Ayşe’nin bakımını üstlenen ablası mahkemelerin, resmi sağlık kuruluşu raporları ışığında verecekleri kararlarının kamu vicdanını sızlatmayacak bir karar olacağına inanıyorlar. 

Tutuklama işlemi yapılırken hastalığının da etkisi ile mahkûm olduğu davayı unutan babasının “Kızım kaç kişiyi öldürdü, ne yaptı?” diye defalarca sorması, ölümün eşiğindeki birinin tutuklanmasında aranan çaresiz gerekçeleri sorgulatıyor.

Ayşe’nin iyileşmesi ve ömrü yeterse kalan cezasını çekmesi elbette mümkün. Zaten Ayşe af dilemiyor, yaşama hakkını talep ediyor. 

Ya şimdi ya hiç... 

Ayşe’nin mahkumiyetinin infazı devletin bekasına katkı sunmaz, ama bu infaz bir çocuğun, bir anne-babanın, bir ablanın ve bir eşin kıyameti olur. 

Düşmanca infazın olağanüstü koşullarda bile açıklaması yokken ve hala vakit varken Ayşe’ye hepimiz ses olalım ve onu yaşatalım, çünkü adaletin ve Ayşe’nin birlikte yaşaması hala mümkün.

 

Bu blok bozuk ya da eksik. Eksik içeriğe sahip olabilir ya da orijinal modülü etkinleştirmeniz gerekebilir.