AKP iktidarında hukuk devleti nasıl çöktü?

Birkaç gün önce Dünya Adalet Projesi (World Justice Project, WJP) adlı kuruluş, ‘Hukuk Devleti İndeksi 2021’ raporunu yayınladı.

Dünyanın 139 ülkesi arasında Türkiye, hukuk devleti açısından 117. sırada yer alıyor. Türkiye’nin konumu 2020’ye göre tam 10 sıra kötüleşti.

(https://worldjusticeproject.org/rule-of-law-index/global/2021/Turkey/)

Küresel kıyaslamada dünyanın bütün ülkelerini beş eşit gruba ayırırsak, Türkiye en alttaki 5. grupta bulunuyor. Yani Türkiye’de hukuk devleti 5. sınıf.

Türkiye’nin yer aldığı grupta Uganda, Venezüella, İran ve Afganistan gibi ağır krizlerle boğuşan, demokrasinin çok uzağında duran kimi Latin Amerika, Ortadoğu, Afrika ve Asya ülkeleri var.

Ama o bölgelerdeki ülkelerin büyük bölümü Türkiye’den daha iyi durumda. Mesela Senegal, Güney Afrika, Gana, Tunus dahil Afrika ülkelerin çoğunda hukuk devleti Türkiye’den daha güçlü ve daha iyi işliyor.

Avrupa Birliği üyeliğine resmi aday Türkiye’de hukuk devleti AB standartlarının o denli uzağına savrulmuş durumda ki, AB’yle kıyaslama yapmak artık anlamsız.

Hukuk devletiyle bağdaşmayan uygulamalar nedeniyle AB içinde için sert şekilde eleştirilen Polonya ve Macaristan sırasıyla 36. ve 69. konumda. Türkiye’nin çok üstündeler.

Türkiye’nin durumu küresel kıyaslama yerine kendi bölgesinde veya kendi gelir grubu içinde değerlendirildiğinde, sonuçlar daha da vahim görünüyor.

Türkiye’nin yer aldığı Doğu Avrupa ve Orta Asya bölgesinde 14 ülke var, sonuncu sıradayız.

Üst Orta Gelir Grubunda 40 ülke var, Türkiye 38. sırada. Daha kötüsü sadece İran ve Venezüella.

Yani bölgesel ve gelir grubu kıyaslamasında Türkiye’de hukuk devleti 5. sınıf bile değil, çok daha kötü.

Rapor verileri açıkça, AKP iktidarında Türkiye’de hukuk devletinin çöktüğünü gösteriyor.

Konuya biraz daha yakından bakalım.

*     *     *

Dünya Adalet Projesi, bir uluslararası sivil toplum kuruluşunun adı. Amacı, tüm dünyada hukuk devletinin güçlenmesine katkı yapmak.

Hukuk devleti değerlendirmeleri açısından, dünyanın en önde gelen ve sözüne itibar edilen gelen kuruluşu kabul ediliyor. Yaptığı değişik çalışmalar arasında en etkilisi, her yıl yayınladığı “Hukuk Devleti İndeksi” adlı rapor.

Bu raporda, dünyanın pek çok ülkesinde hukuk devletinin nasıl işlediği inceleniyor ve puanlama yapılıyor. Olabildiğince nesnel veriler üzerine kurulu rapor çalışmasına çok sayıda hukuk uzmanı katılıyor.

Değerlendirme sekiz ana başlık altında yapılıyor:

  •  – İktidar Gücünün Sınırlandırılması
  • Yolsuzluk
  • Şeffaf Yönetim
  • – Temel Haklar
  • – Kamu Düzeni ve Güvenlik
  • – Mevzuatın (yasa, tüzük, kurallar, vs.) Uygulanması
  • – Hukuk Mahkemeleri
  • – Ceza Mahkemeleri

Sekiz ana başlık altında, toplam 44 alt başlık bulunuyor.

Türkiye’nin durumu tüm ana ve alt başlıklar açısından yürekler acısı. Özellikle İktidar Gücünün Sınırlandırılması, Temel Haklar ve mahkemelerin siyasal iktidardan bağımsızlığı gibi konularda.

İktidar Gücünün Sınırlandırılması açısından Türkiye 134. sırada ve dünyada en kötü durumdaki altı ülkeden biri. Diğerleri Venezüella, Mısır, Nikaragua, Belarus ve Kamboçya.

İktidar Gücünün bağımsız denetim ve inceleme kurumları tarafından sınırlandırılması alt başlığında (1.3), Türkiye en altta yer alan üç ülkeden biri.

Temel Haklar açısından da Türkiye en diplerde ve 133. sırada. Dünyada daha kötü durumda olan sadece İran, Mısır, Myanmar, Çin, Venezüella ve Bangladeş var.

Hukuk mahkemelerinde ayırımcılık alt başlığına göre (7.2) Türkiye, en kötü durumdaki dört ülkeden biri.

Hukuk mahkemelerinin uygun olmayan hükümet etkisinden korunması alt başlığına göre (7.5) Türkiye, dünyada en altta yer alan beş ülkeden biri.

Türkiye’yi biraz yakından izleyen ve Hukuk Devleti İndeksi 2021 raporunu dünyada okuyan herkesin varacağı sonuç belli: AKP iktidarı döneminde hukuk devleti çöktü.

Türkiye bunu hak etmiyor.

*     *     *

Ülkemizde hukuk devletinin AKP iktidarı tarafından çökertildiğini yaşadığımız somut gerçeklerden zaten biliyorduk. WJP raporu bilinen bu gerçeği kapsamlı ve objektif verilere dayanarak göz önüne seriyor.  

Sadece son birkaç gün içinde yaşadıklarımız bile yeter.

En başta, hukuk devletinin çöküşünün simgesine dönüşen Osman Kavala davası geliyor.

Artık insan hakları, sadece ülkelerin iç işi değil. Hiçbir ülkenin ‘kendi yurttaşlarımın temel insan haklarını istediğim kadar kabul eder, onları dilediğim gibi ezerim, kimse karışamaz’ deme hakkı artık yok.

Bu kural AB üyeliğinin kapısına gelmiş, Avrupa Konseyi üyesi Türkiye için herhalde daha kuvvetle geçerli.

Uluslararası bir mahkeme olan AİHM, Osman Kavala’nın temel haklarının ihlal edildiği, tutuklu kalmasının hukuka aykırı ve siyasi nedenlerden kaynaklandığı kararı verdi.

Hemen tahliye edilmesi gerekir dedi.

AİHM yargısını haklı çıkarırcasına, siyasi iktidarın baskısıyla hukuk ve adaletin etrafından dolandılar, aynı gerekçelerle yeni bir dava açtılar. Ayrıca, hiç ilgisi olmadığı halde “darbe” suçlaması atılarak başka bir dava daha açıldı.

On ülke büyükelçisinin Kavala’nın serbest bırakılmasını talep eden açıklamasından sonra Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan dahil AKP sözcülerinin ve iktidarın baş destekçisi MHP’nin lideri Devlet Bahçeli’nin yaptığı Kavala’yı suçlayıcı dayanaksız açıklamalar, bir kez daha tüm dünyaya gösterdi ki, yargı ağır şekilde siyasi iktidarın baskısı altında.

Hamit Kocabey, yargının üst kuruluşu HSK üyeliğine MHP kontenjanından seçildi. Birkaç gün önce “Genel Başkanımız Devlet Bahçeli’yle yaptığımız istişare sonucu istifa ediyorum” dedi ve ayrıldı. Tıpkı bir parti görevlisi, MHP İl veya İlçe Başkanı gibi.

İktidar veya muhalefet, diğer partilerin kontenjanından seçilen diğer HSK üyelerinin de benzer davranışlarda bulunması herhalde hiç kimse için sürpriz olmaz.

Son günlerde Türkiye Gençlik Vakfı (TÜGVA) hakkında korkunç iddialar ortaya atıldı. Belgelere dayalı olarak.

İddialara göre TÜGVA; kaymakamlık, yargı, ordu, polis gibi devlet kurumlarına yapılacak atamalar için listeler hazırlamış, valileri fişlemiş, AKP’li belediyelerin yönettiği yerlerde gözüne kestirdiği mülkleri kendi kullanımına almış, devletin finanse ettiği yurtları dilediği başka vakıflara dağıtmış, vs.

Bu iddiaların hukuk devletinin işlediği ülkelerde bağımsız yargı tarafından soruşturulması ve gerekirse konuşturulması gerekiyor. Zaten eski bir TÜGVA yöneticisi “savcılara sesleniyorum, başta beni ve diğer sorumlular yargılayın” diye seslendi.

Bunun olacağına inanan var mı?

Zaten hemen bütün anketlerde yargının en az güven duyulan kurum olduğu, güven oranının %20 düzeyine indiği görülüyor.

AKP iktidarının hukuk devletini çökertmesi, Türkiye-AB ilişkilerine yeni bir bakış açısı kattı. AB üyelik yolu kapanırken “evet biz hata yaptık ama AB’nin de yanlışları oldu” demenin artık hiçbir anlamı yok.

Türkiye’nin AB üyelik yolunu havaya uçuran, AKP iktidarının hukuk devletini çökertmesi oldu. Başka bir şey değil.

Evet, hukuk devleti göçmeden önce ve müzakerelerin devam ettiği günlerde kimi AB ülkeleri yanlışlar yaptı. Ama o yanlışlara işaret etmek artık hiçbir anlam taşımıyor.

Şimdi gündemde, Türkiye’nin NATO ve Avrupa Konseyi dışına çıkarılması yer alıyor.

O sonuçlar için seçimleri beklemek gerekecek. Yapılacak ilk seçimleri AKP büyük olasılıkla kaybedecek ve iktidardan gidecek.

Ama özellikle muhalefetin yapacağı yanlışlar nedeniyle AKP tekrar kazanırsa, önümüzdeki dönemde Türkiye’nin NATO üyeliği sürdürülebilir değil. Türkiye belki Avrupa Konseyi dışına da savrulabilir.

Hukuk devleti çökmüş, NATO’dan dışlanmış, Batı ve Ortadoğu ilişkilerinde yoğun tecritle karşı karşıya, Dünya Bankası verilerine göre sekiz yıldır sürekli fakirleşen, içerde Kürt sorununu çözüm yoluna koyamamış bir Türkiye’de acaba neler olur?

Bu hayati konuları gelecek haftalarda ayrı ayrı ele alacağız.

Bu yazı, Haluk Özdalga'nın kişisel blogundan alınmıştır.


Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

Bu blok bozuk ya da eksik. Eksik içeriğe sahip olabilir ya da orijinal modülü etkinleştirmeniz gerekebilir.