Kapıkule'yi geçince döviz faizimiz üçe katlanıyor

Üstün körü bakıldığında Türk mali sistemi döviz içinde yüzüyor. Bunun nedeni artan döviz mevduatlarında karşın ülkede döviz kredisi kullanımında yaşanan gerileme. 2018 başından bu yana Türk bankalarındaki döviz mevduatları 34 milyar dolar (yüzde 17.7) yükselirken, döviz kredilerinde 11 milyar dolar küçülme yaşanmış durumda. Haliyle ortaya çıkan 45 milyar dolarlık döviz tasarruf fazlası ülkede döviz kurlarının bir yıldan bu yana stabil şekilde seyretmesine neden oluyor.
Ayrıca bankalar ellerindeki fazla dövizi Merkez Bankası ve Hazine’nin borçlanmalarına plase ediyor. Merkez Bankası piyasadaki döviz arz fazlasını swap işlemleriyle değerlendirerek son 1 yıl içinde piyasadan 20 milyar dolara yakın borç aldı. Bunu rezervlerini güçlü göstermek için kullanıyor. Diğer taraftan Hazine de 8 milyar dolarlık döviz cinsi borçlanma planını aşarak 2019 boyunca 11 milyar dolarlık döviz cinsi borçlanma gerçekleştirdi. Bu borçlanmanın en az üçte birinden fazlası yurtiçi yatırımcılardan alınan dövizlerden oluşuyor.

Tüm bunlara ek olarak Türk Hükümeti’nin zorunlu karşılıklarda yaptığı değişiklikler döviz cinsi yatırımın getirisini dibe indirmiş durumda. Bugün bir Türk bankasına giderseniz dolar hesabı için aylık ortalama yüzde 1.2, yıllık vadede ise yüzde 2.2 düzeyinde.

Bu seviyeler bilinen tarihte Türk bankalarının döviz hesaplarına verdiği en düşük faiz oranını temsil ediyor.  2013 başında FED dünya piyasalarını dolarla doldurmuşken ve Türkiye’nin kredi notu, CDS oranları bugünkünden çok daha olumlu düzeydeyken bile yurtiçindeki mudiler döviz cinsi tasarruflarını daha yüksek oranlarla bankalara yatırabiliyordu.

Diğer taraftan bu pembe tabloya hiç uymayan gelişmeler de var. Örneğin Türk bankaları yurtiçinde bu kadar yüksek düzeyde döviz mevduat girişi yaşayıp ellerindeki döviz fazlalarını swap yoluyla her geçen gün cazibesini daha da yitiren TL varlıklarına yatırmak zorunda kalırken, hala yurtdışı döviz borçlanmaları için iştah taşıyorlar. Üstelik bu borçlanmalar yurtiçi faizleriyle karşılaştırıldığında ‘tefeci faizi’ denecek oranlarla yapılıyor.

Eğer örnek vermek gerekirse Perşembe ve Cuma günleri iki Türk bankasının yurtdışı borçlanmaları bunun için kusursuz kanıtlar sunuyor. Perşembe günü TSKB 5 yıllık 700 milyon dolara kadar Eurobond ihracına çıkarken borçlanma miktarı 400 milyon dolar olarak gerçekleşti. Bankanın Eurobondları’na yatırım yapan yatırımcılara verdiği yıllık faiz oranı ise yüzde 6 olarak gerçekleşti.

İkinci deneyim Cuma günü ülkenin en büyük özel bankası konumundaki İş Bankası’ndan geldi. Banka, 1 milyar dolara kadar çıktığı 10 yıl vadeli Eurobond ihracında yüzde 7.75 faizle 750 milyon dolar borç buldu.

Türk şirketleri uzun süredir uluslararası borçlanma piyasalarını rahat şekilde kullanamazken son ihraçlar küresel piyasaların kapılarının açılması açısından önemli. Ancak yine de dış borçlanmada ortaya çıkan faiz oranları ile içeride elde edilen döviz cinsi kaynakların faiz oranları arasındaki fark çarpıcı.

Bir Türk bankası Kapıkule’yi geçip küresel piyasaya çıktığında ülkedeki döviz faizinin 3-4 misline varan maliyetlerle borçlanabiliyor. Denebilir ki Eurobond’lar uzun, mevduatlar kısa vadeli. Ancak pratik, Türkiye’de döviz mevduatının göstermelik olarak kısa vadede yoğunlaşsa bile, gerçekte kalıcı olduğu ve bankaların bu vade problemini kolayca idare edebildiğini gösteriyor. Yani vade farkı aradaki bu faiz farkını tek başına anlatabilecek bir neden değil.

O zaman geriye şu sorular kalıyor?

Türkiye’nin gerçekleri uluslararası piyasalara uymuyor mu? Yani içeride rekor düzeyde döviz fazlası ve düşük döviz faizleri varken bankalar neden hala rekor faizle dış borç alıyor?

Türkiye’de sunulan pembe tablo sınırların dışında farklı mı görülüyor?


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.