MB’nin rezerv kaybından sonra Albayrak’ın bir faturası daha: Kamu bankalarından dev zarar

Merkez Bankası’nın (MB) 128 milyar dolarlık döviz rezervinin eritilmesiyle ilgili tartışmalar sürerken, bu kez de 159 tonluk altın rezervinin akıbeti sorgulanmaya başlandı. MB Başkanı Şahap Kavcıoğlu, rezerv tartışmaları sonrasında üç kanaldan ortak yayınlanan canlı yayına çıkarak, Türkiye’nin yıllardır yurt dışında tutulan altın rezervlerinin eski Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak döneminde Türkiye’ye getirildiğini ve halen 712 tonluk altın rezerviyle MB’nin en güçlü altın stokuna sahip kurumlardan birisi olduğunu öne sürmüştü.

Ancak Dünya Altın Konseyi (World Gold Council) tarafından üçer aylık dönemlerin sonu itibarıyla ülkelerin altın rezervlerine ilişkin olarak açıklanan son raporda Türkiye’nin resmi altın rezervinin MB Başkanı Kavcıoğlu’nun açıkladığı miktarın çok altında olduğu ortaya çıktı.

WGC’nin 30 Nisan 2021’de açıkladığı verilerde daha önce olduğu gibi ABD, Almanya, IMF, İtalya, Fransa, Rusya, Çin, İsviçre, Japonya, Hindistan, Hollanda’nın ardından 12. sırada yer alan Türkiye’nin kasasındaki altın miktarının 512,6 ton olarak yer aldığı görüldü.

MB’nin brüt rezerv olarak adlandırılan döviz ve altın rezervlerinin birlikte gösterildiği veriler içinde de 712 tonluk altın rezervinin görünmemesi yeni tartışmaların fitilini ateşlerken, muhalefet sözcüleri tarafından gündeme getirilen altın rezervleriyle ilgili sorular da yine yanıtsız bırakıldı.

MB’nin döviz ve altınlarıyla ilgili tartışmalar iktidar ve ekonomi yönetimi tarafından suskunlukla geçiştirilmeye çalışılırken, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu’nun (BDDK) bankacılık sektörüyle ilgili yılın ilk çeyreğine ilişkin verileri ise istifa eden eski Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak döneminde uygulanan politikaların kamu bankaları üzerinde yarattığı daha ağır bir tabloyu gözler önüne serdi.

Bankacılık sektörünün peş peşe açıklanan Ocak-Mart dönemi ilk çeyrek bilançolarında salgına rağmen özel ve yabancı sermayeli bankaların hemen hemen büyük bölümünün geçen yılın ilk çeyreğine kıyasla kârlarında artış görülürken, aşağıdaki tabloda da yer aldığı gibi kamu bankalarının kârında devasa düşüşler söz konusu. Halkbank’ın dönem kârındaki düşüş ise yüzde 90’ın da üzerinde.

BANKA ADI

OCAK-MART 2021 KÂRI

OCAK-MART 2020 KÂRI

AKBANK   

2.028.142.000   

1.302.666.000

GARANTİ BBVA    

2.512.686.000

1.662.774.000

ICBC TURKEY   

101.325.000

95.604.000

QNB FİNANSBANK

651.086.000

748.591.000

ŞEKERBANK

      6.262.000   

33.064.000

TKYB   

    198.161.000   

90.313.000

TSKB

227.110.000   

152.411.000

YAPI KREDİ      

  1.452.729.000   

1.129.443.000

T. İŞ BANKASI                                             

1.085.000.000                 

1.046.000.000

TEB   

339.000.000                    

396.000.000

VAKIFBANK

750.000.000                

1.716.000.000

ZİRAAT BANKASI          

961.000.000                

1.871.000.000

HALK BANKASI                

59.035.000                  

825.085.000

 

2017’deki Anayasa değişikliği referandumundan bu yana, hemen her seçim öncesinde kasalarına ve kaynaklarına el atılan kamu bankaları Erdoğan iktidarının seçim kazanmak için kullandığı en büyük kozlarından birisi oldu. 2018 Cumhurbaşkanı ve Milletvekili Genel seçimi, 31 Mart 2019 Yerel Seçimleri ve son olarak da COVID19 salgını nedeniyle daralan ekonomiyi canlandırmak için geçtiğimiz yıl kamu bankalarına dağıttırılan yüklü tutarlardaki düşük faizli kredilerin kamu bankalarının özkaynaklarını tükettiği, kârlılıklarını gerilettiği, hazine tarafından karşılanan ‘görev zararlarını’ büyüttüğü bilançolara somut şekilde yansıdı. Büyüyen görev zararlarının faturası da yine hazinenin artan borç yükü ve artırılan vergilerle tüm topluma çıkarılıyor.

Türkiye’nin en büyük ilk 10 bankası arasında yer alan Halkbank, 2021 yılı ilk çeyreğinde sadece 59 milyon TL kâr ettiğini açıkladı. Bu tutar küçük ve orta boy bir işletmenin (KOBİ) ekonomik performansının ve elde edebileceği kârın da altında bir tutar. New York’ta devam eden dava nedeniyle kamuoyundaki imajı oldukça zarar gören Halkbank, geçen yılın Ocak-Mart döneminde 825 milyon TL kâr açıklamıştı. Halkbank’ın 2021 ilk çeyrek bilançosunda açıkladığı 59 milyon liralık kâr tutarı yüzde 92’lik bir düşüşe, oldukça ağır bir kâr kaybına işaret ediyor.

Aynı şekilde bankacılık sektörünün ‘amiral gemisi’ olarak da adlandırılan Türkiye’nin en büyük kamu bankası Ziraat’in açıkladığı ilk çeyrek kârı da, 2020’nin aynı dönemine göre büyük bir düşüş göstermiş durumda. Geçen yılı Ocak-Mart dönemi sonunda 1 milyar 871 milyon TL kâr eden banka, bu yıl ise 31 Mart itibarıyla üç aylık kârının 961 milyon TL olduğunu bildirdi. Bu rakamlar Ziraat Bankası’nın kârında neredeyse yarı yarıya yüzde 49’a varan bir düşüşün göstergesi.

Bugüne kadar kamu bankaları içerisinde en kârlıların başında gelen ve geçen yıl çoğunluk hissesi hazineye devredilerek, Erdoğan’ın başında yer aldığı Türkiye Varlık Fonu (TVF) portföyüne alınan Vakıfbank’ta da tablo benzer durumda.

Geçen yıl ilk üç ayda 1,7 milyar TL kâr açıklayan Vakıfbank, bu yıl yüzde 50’nin üzerinde kârdan zarar ederek Ocak-Mart dönemi bilançosundaki tutarı 750 milyon TL olarak açıkladı. Bu tutar Vakıflar Bankası’nın kârının yüce 56 azaldığı anlamına geliyor.

Geçtiğimiz yıl korona salgını nedeniyle Mart ayından itibaren içine girilen ekonomik kapanma sürecinin ardından Haziran ayı başından itibaren ‘normalleşme’ dönemine geçildiğini açıklayan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yanı sıra eski Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak da kamu bankalarını devreye sokarak enflasyon karşısında negatif düşük faizle kredi kampanyası başlatmıştı.

Konut, otomobil, dayanıklı tüketim malları ve beyaz eşya ile bireysel tüketici kredisi kampanyasında aylık yüzde 0,68 faizle yüz milyarlarca liralık kredi kamu bankaları tarafından dağıtıldı.

Kamu bankaları bir yandan MB’den aktarılan dövizleri kurları baskılamak için kullanırken diğer yandan hazineden kendilerine verilen kaynakları yıllık yüzde 6-8 arasında değişen faizlerle kredi olarak verdi. Kesi faizle dağıtılan bu kredilerin büyük bölümünün ise bastırılan döviz kurlarından ötürü düşük kurdan döviz satın almak için kullanıldığı, döviz mevduat hesaplarının 250 milyar dolar aşmasıyla açığa çıktı.

Buna paralel olarak o dönemde MB tarafından da politika faizinde indirime gidilerek, piyasada sanal kredi bolluğu yaratıldı. Bu sayede ilk iki çeyrekte eksi olan büyüme hızı, üçüncü çeyrekte yüzde 6,7 oranında pozitif büyümeye döndü. Ancak sürdürülemez bu politika sonunda Berat Albayrak geçen yıl Kasım ayında istifa ederken, MB Başkanı Murat Uysal da görevden alınarak yerine Naci Ağbal atandı.

Ağbal göreve gelir gelmez peş peşe yaptığı faiz artışlarıyla MB politika faizini önce yüzde 10,25’ten 15’e, ardından yüzde 17’ye ve geçtiğimiz Mart ayında da yüzde 19’a çıkarttıktan sonra, Erdoğan tarafından 4,5 ayda MB Başkanlığından alındı.

Dolayısıyla kamu bankaları geçen yıl yüzde 0,68 faizle dağıttıkları kredileri yerine koyabilmek için yüzde 19-20 faizle, 3-4 misline varan maliyetle mevduat toplamaya mecbur kaldı. Bu da açıklanan ilk çeyrek bilançolarında yüzde 50-90’a varan kâr düşüşlerine ve ciddi tutarlarda zarara neden oldu. Kamu bankalarının kârlarındaki kan kaybı diğer çeyreklerde de bu hızla devam ettiği takdirde, önümüzdeki üç aylık dönemlerde zarar yazmaya başlamaları ve bu zararların hazine tarafından karşılanması söz konusu olacak. Kaldı ki, enflasyondaki yükselişin devam etmesi ve MB’nin politika faizinde yeni artışlara gitmesi durumunda, kamu bankalarının ‘kâr ve kan kaybı’, zararları daha da katlanarak büyüyecek.

Bu da hazineyi kamu bankalarının öz kaynaklarını, sermaye yapılarını takviye edebilmek için daha fazla borçlanmaya zorlayacak. Hazine üzerindeki kamu bankaları kaynaklı görev zararı yükünü daha da ağırlaştıracak.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.