ABD enflasyonu ve Türkiye’nin para politikası

Türkiye’nin ehil olmayan ellerde, bozuk bir politik sistemle kötü yönetiliyor oluşu, dünya ekonomisinin içinden geçmekte olduğu derin değişim sürecinde ekonomide daha büyük zorluklar yaşatacak.

ABD’de Nisan ayına ait açıklanan tüketici (TÜFE)ve üretici fiyatı (ÜFE) enflasyonları pandemiden çıkış sonrasında küresel ölçekte enflasyonun geri gelişinin dönüm noktalarını oluşturdu. Nisan TÜFE’si yıllık %4,2’ye; çekirdek TÜFE %3,0’a yükseldi. ÜFE ise yıllık %6,2’ye, çekirdek ÜFE ise yıllık %4,6’ya yükseldi.

Her yönden yükselen enflasyonun ardındaki nedenler artan emtia fiyatları, ertelenen iç talebin geri dönüşü, lojistik sıkıntılar ve en önemlisi ABD hükümetinin verdiği teşvik paketleri. 2008-2009 krizinde verilen büyük teşviklerin adresi finans kurumları iken bu sefer doğrudan tüketiciler.  Enflasyonu geri döndüren ve kalıcı olacağı korkusu yaratan en büyük nedenlerden bir tanesi işte teşvik paketlerinin arasındaki bu önemli fark.

ABD merkez bankası FED bir süredir enflasyonun yükseleceğini dile getiriyor.  Fakat yükselen enflasyonun 2021’den öteye kalıcı olmayacağın da ekliyor.  Altı temel neden öne sürüyor. Birincisi, enflasyon beklentileri bu sene için %3,4 olurken 5 ve 10 yıl vadeli beklentinin %2,7 ile kalıcı bir bozulmaya işaret etmemesi. İkinci neden, pandeminin istihdam piyasasında yarattığı milyonlarca kişilik iş kaybının yerine konmadığı, daha 8 milyona yakın kişinin iş bulması gerektiği ve bunun da ücret artışlarını baskıladığı.

Üçüncüsü, emtia fiyatlarına yaşanan yükselişin birkaç kalem ötesinde sınırlı oluşu. Dördüncüsü, pandemi ile iyice kemikleşen online alış veriş alışkanlığının fiyat artışlarına engel olması. Beşincisi, büyük alışveriş zincirlerinin üretim maliyetlerindeki artışı tüketici tarafına yansıtmak istemeyişi. Sonuncu olarak da, geçen sene pandemi ile Nisan-Eylül döneminde sert düşen enflasyonun bu senenin rakamlarını yukarı iten baz etkisi.

Tüm ekonomistlerin katılmadığı Fed söyleminin hepsinin doğru olduğunu varsaysak ve önümüzdeki beş yılda ABD enflasyonunun yeniden %3’ün altına ineceğini kabul etsek bile, mevcut dalga boyu Türkiye ekonomisini kısa vadede her yönden zorlayacak gerçeklere işaret etmekte.

Nisan ayı ABD enflasyon seviyesi çok muhtemel yıl içi zirve değil; manşet TÜFE şimdiki seviye %4,2’nin anlamlı derecede üzerine çıkacak.  ABD TÜFE enflasyonunun sene ortasında %6’lara yönelmesi ve ardından %3,3-3,5 aralığına 2021 sonunda dönmesi akla yatkın. Sadece Nisan verisi ile dünya borsaları altüst olurken, Dolar Endeksi yeniden yönünü yukarı çevirdi. Zayıf gelen ABD tarım dışı istihdam verisi ile %1,47’lere gerileyen 10 yıllık ABD tahvil faizleri birkaç saat içinde %1,67’ye yükseldi. TL/dolar 8,30 civarından 8,50’ye yükseldi.   

ABD TÜFE enflasyonunun %6’ya yönelmesinin olası göründüğü dönemde 10 yıllık tahvil faizlerinin de %3’e ve belki biraz üzerine gideceğini öngörmek gerek. Bunun da piyasalarda varlık fiyatlarını aşağıya çekeceğini, gelişmekte olan ülke kurları üzerinde önemli baskılar yaratacağını, dolar endeksinin güçleneceğini ve Fed’in politikasını sıkılaştırma söylem ve hamlelerini beklenenden erkene çekebileceğini de hesaplara katmak gerekli.

Türkiye’de ise para politikası birçok konuda olduğu gibi sanki alternatif gerçeklik ortamında şekillenmekte.

Merkez bankasının hiçbir amaca ulaşmayan 128 milyar dolarlık rezerv satışıyla bankanın net rezervlerinin -48 milyar dolara düşmesinin böylesine çalkantılı bir dönemde TL’nin gelen dalgaya savunmasız bırakılışı neredeyse eski hikâye. Fakat para politikasında yeni şoklar bitmiş değil.  2021’in ilk depremi martta Ağbal’ın görevden alınıp yerine Cumhurbaşkanı’nın direktiflerinden çıkmayacak Kavcıoğlu’nun gelişi ile yaşandı. Yüksek faiz yüküne rağmen Türk Lirası %15 daha değer kaybetti.

Şimdi dünya ekonomisine geri dönen enflasyonun alt yapısındaki farklılıklar, ABD’de enflasyonun yükseldikten sonra gerilese dahi eski düşük seviyelerine dönmeyeceğini anlatıyor. Türkiye’nin merkez bankası ise bambaşka gerçeklikler içinde %17,2’de bulunan TÜFE enflasyonun %20’lere yöneldikten sonra en iyi olasılıkla sene sonunda %15’e gerilemesi sürecinde faiz indirimi olanağının yolunu gözlüyor.

Sadece dış dünyadan gelen güçlü dolar ve tahvil faizi yükselişi baskısıyla bile TL/dolar 9,5 civarına yönelecekken Eylül’den itibaren Türkiye’nin yıllık enflasyonunda baz etkisi ile yaşanması olası görünen düşüşte faiz indirmek ateşe körükle gitmek demek elbette. Hâlbuki bankanın yeni yönetiminde açıkladığı her metinde faiz indiriminin altyapısının hazırlandığına tanık oluyoruz.

Değişen koşullara, beklenenin üzerine yönelen ABD enflasyonu gerçeğine kör kalacağından korkulan merkez bankasının faiz artırması mümkün olur mu? Cumhurbaşkanı Erdoğan yönetimindeki merkez bankası seçimlere uzanacak bu süreçte, Cumhur İttifakı’na oy kaybettiren ekonomik ortamı desteklemekten vaz geçerek işinin gereğini yapabilir mi?

Bu sorulara cevap eğer rahatlıkla “evet” ise, korkulacak fazla bir şey yok. Dünyada yaşanan çalkantının Türkiye’ye yansımalarından öteye sorun olmayacak. Yok eğer cevap “hayır” ise, merkez bakasının seçim öncesi reel ekonomiyi rahatlatma güdüsüyle faiz indirme riskini alabileceği düşüncesi hakimse, o zaman Türkiye ekonomisi adına korkacak çok şey var demek.


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.