Suudi Arabistan'ın Kıbrıs hamlesi

Türkiye ile adı konmamış bir soğuk savaş içinde olan Suudi Arabistan hafta başında ilginç bir adım attı. Dışişleri Bakanı İbrahim Abdulaziz el Assaf, ülke tarihinde bir ilki gerçekleştirerek Kıbrıs'ı ziyaret etti ve Rum mevkidaşı Nikos Hristodulidis ile bir araya geldi.

Cemal Kaşıkçı cinayetinin birinci yıldönümünün yaklaştığı sırada gerçekleşen ziyaretten önce de Suudi Arabistan'ın Kıbrıs'taki ilk büyükelçisi Halid Muhammed Al Sharis de geçen hafta Kıbrıs Lideri Nikos Anastasiadis'e güven mektubunu sunmuştu.

Kıbrıs ziyareti, Ekim 2018'de İstanbul'daki Suudi Başkonsolosluğu'nda öldürülen gazeteci Cemal Kaşıkçı olayı ile iki ülke arasında zirveye çıkan gerginlikten sonra Suudi Arabistan'ın Türkiye'ye karşı gerçekleştirdiği en önemli diplomatik hamlelerden birini teşkil ediyor. 

Ziyarete sert tepki gösteren Türkiye'deki hükümet yanlısı medya, 'Suudi Arabistan'dan Kıbrıs Rumlarına ilk ziyaret: Açık destek verdiler (Yeni Şafak), Suudi Arabistan'dan skandal mesaj! 'Türkiye'ye karşı Rumların yanındayız' (Akşam), Suudiler Doğu Akdeniz konusunda şaşırtmadı... (Sabah), Küstah sözler! Suudi Arabistan Doğu Akdeniz'de tarafını belli etti (AHaber)' ifadeleriyle Riyad'ın hamlesini manşetlere taşıdılar. 

Konuyla ilgili TRT Arapça'ya beyanat veren Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Danışmanı Yasin Aktay, Suudi Arabistan’ın Kıbrıs’ın güney kesimi ile ilişki kurması ve ziyaret etmesini “dostluk bağlarına” aykırı olduğunu öne sürdü. 

Sabah gazetesindeki habere göre El Assaf, "Türkiye'nin Akdeniz'deki yasa dışı faaliyetleri karşısında baş müttefiklerimizden Güney Kıbrıs'ın yanındayız. Askeri iş birliğimizi artıracağız" ifadelerini kullandı.

Konuyla ilgili olarak Suudi Dışişleri Bakanlığı resmi Twitter hesabından yayınlanan açıklamada ise Assaf'ın, “Bizi bir araya getiren birçok unsur, Kıbrıs'ı Arap dünyası ile birleştiren tarih ve iki ülkenin sunduğu ekonomik fırsatlardan faydalanma gereği üzerinde anlaştık” şeklindeki sözlerine yer verildi.

El Assaf, Muhammed bin Salman'ın (MbS) 2017'de veliaht prens olarak atanmasından sonra izlediği sert politikalar ve geçtiğimiz yıl gerçekleşen gazeteci Cemal Kaşıkçı olayından sonra Batı dünyasında yükselen tepkileri azaltmak amacıyla Kral Salman tarafından geçtiğimiz yıl Aralık ayında Adil el Cübeyr'in yerine Dışişleri Bakanlığı görevine getirilmişti. Cübeyr Dışişlerinden Sorumlu Devlet Bakanı olarak görevini sürdürüyor. 

Daha önce Maliye Bakanlığı da dâhil olmak üzere pek çok üst düzey görevlerde bulunan El Assaf da, MbS'nin 2017'de Ritz-Carlton Otel'e hapsettiği 200'den fazla prens arasında bulunuyordu.

Riyad, Birleşik Arap Emirlikleri ve Mısır'la birlikte Ortadoğu, Akdeniz ve Arap dünyasındaki pek çok cephede Türkiye-Katar-Müslüman Kardeşler eksenine karşı rekabet içinde bulunuyor. 

Mısır'da Müslüman Kardeşler iktidarının sonlandırılmasında (2013) büyük bir rol oynayan Suudi Arabistan, geçtiğimiz Nisan ayında Ömer Hasan el Beşir rejimine son vererek Sudan'da da Türkiye'ye karşı önemli bir hamle gerçekleştirmişti. 

Riyad'ın Türkiye'ye karşı açıkça karşı cephede yer aldığı diğer bir ülke ise Libya. 

Ancak Libya'da Türkiye karşıtı Halife Haftar'ı destekleyen ülkeler arasında en ön safta yer alan Birleşik Arap Emirlikleri ile Yemen'de yaşadığı anlaşmazlıktan dolayı geri planda duran Suudi Arabistan için Doğu Akdeniz ise yeni bir diplomatik alan anlamına geliyor. 

Doğu Akdeniz'de doğal gaz arama faaliyetlerini, bölgedeki tüm ülkeleri, süper güçler Avrupa Birliği, ABD ve Rusya'yı, hatta müttefiki Katar’ı karşısına alarak sürdüren Türkiye’ye karşı, Suudi Arabistan gibi dünyanın en büyük petrol üreticisi de denklemin içine girmiş oldu. 

Riyad'ın Türkiye'ye karşı sert diplomatik muhalefeti, Ankara'nın Kaşıkçı olayını uluslararası boyuta taşıması ve olayın arkasında Veliaht Prens Salman'ın olduğunu öne sürmesinden sonra başladı. 

Suudi yatırımları geri çekmek ve turistlerin gelmesini önlemek için Türkiye karşıtı büyük bir medya kampanyası başlatan Suudi Yönetimi, Türkiye'nin fiili bir savaş içinde bulunduğu Suriye'de de Kürtlerle dirsek temasında bulunuyor. 

Suriye'deki iç savaşın başladığı 2011 yılında Beşar Esad karşıtı muhalifleri destekleme konusunda Türkiye ile aynı cephede yer alan Suudi Yönetimi de pek çok ülke gibi Erdoğan'ı Rusya, İran ve Suriye rejimine karşı yalnız bıraktı. 

Suudi Arabistan medya üzerinden, Ankara'nın Rusya ve İran'la gizli pazarlıklar yaparak muhalifleri sattığını, Suriye'de başka hesaplar peşinde olduğunu ve hatta ülkenin bir kısmını işgal etmek istediğini dile getiriyor. 

Riyad Yönetimi özellikle ülkenin güneyi ve doğusunda bulunan Arap aşiretler üzerindeki etkisini kullanarak Türkiye üzerinde baskı oluşturmaya çalışıyor. Suudi Yönetimi'nin geçtiğimiz yıl da Kürtlere 100 milyon dolar yardımda bulunduğu öne sürülmüştü. 

AKP'nin 2008'den itibaren Müslüman Kardeşler’le yakın temasa geçmesi ve akabinde 2011'de başlayan Arap Baharı ile birlikte bölgede etkin olmaya çalışması Riyad'ın tepkisini çekti. Ancak ilk fiili karşılaşma Suudi Arabistan liderliğindeki Körfez ülkelerinin Katar'a yönelik başlattıkları ambargo ve Türkiye'nin Katar'ın açıkça yanında yer alması ile başladı. 

Geçtiğimiz yıl Ekim ayında Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı'nın Suudi Arabistan'ın İstanbul Başkonsolosluğu'nda feci bir şekilde öldürülmesi ise Erdoğan ve MbS'yi uluslararası arenada karşı karşıya getirdi. 

Suudi Arabistan'ın Mekke kentinde Mayıs ayı sonunda yapılan İslam İşbirliği Teşkilatı Zirvesi'ne Erdoğan'ın davet edilmemesi ve Haziran'da Japonya'nın Osaka kentinde yapılan G-20 Zirvesi'nde Erdoğan ve MbS'nin hiç selamlaşmaması iki ülke ilişkilerinin bulunduğu seviyeyi net bir şekilde ortaya koyuyor. 


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.