ABD’de başkana "aşağılık, bunak, piç, budala" diyebilir misiniz?

Sorunun cevabı, evet. Dahası, görevde iken veya secim kampanyası döneminde Amerikan başkanları birbirlerine “kof, şarlatan, kaypak, insan başlı at g.tu, balta suratlı, iğrenç bakisli, omurgasız kaktüs, kus beyinli, embesil, saldırgan ve sıkı yalancı, zavallı bunak, teflon kaplı, adi zampara” demişler fakat hukuki veya cezai takibata maruz kalmamışlardır.

Zira Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Anayasasının 1’inci maddesi (amendment) ile güvence altına alınan ifade özgürlüğü, küfür ve hakaret içeren beyanların cezai ve hukuki yaptırıma uğramasının önünde engeldir. Bu maddeye göre Kongre, “ifade özgürlüğünü sınırlayıcı yasa yapamaz”.

ABD başkanına hakaretin Cumhuriyet ile yaşıt bir gelenek olduğu belirtilir. Örneğin Amerika’nın kurucularından George Washington “ahmak”, John Adams “itici ukala” ve Thomas Jefferson “konyakla ıslanmış kilise iftiracısı” sözlerine muhatap olmuşlardır.

MSNBC muhabiri Stephanie Ruhle’nin bildirdiğine göre Trump’a, Beyaz Saray önceki personel şeflerinden John Kelly ve Reince Priebus ile Hazine eski bakanı Steven Munchin “geri zekâlı”, önceki Dışişleri Bakanı Rex Tillerson “ahmak”, önceki Ulusal Güvenlik Danışmanı H.R. McMaster “geri zekâlı” ve “budala”, Trump’in kıdemli ekonomi danışmanı Gary Cohn ise “tam bir aptal” demiştir.

Southern Oregon Üniversitesinden Profesör Edwin L. Battistella, Donald Trump’in diğer başkanlarla ortak yanının onlar gibi son derece renkli hakaretlerin hedefi olmak olduğunu söyler.

Profesör Battistella’ya göre Amerikan demokrasinin ayırıcı özelliklerinden biri başkana açıkça hakaret etme özgürlüğüdür.

Lakin ifade özgürlüğü sınırsız değildir. Çerçevesi Yüce Mahkeme’nin (Supreme Court) yerleşmiş içtihatları ile belirlenmiştir.

Kavgayı ve husumeti körükleyecek beyanlar, bir kişiye ve gruba yönelik şiddet uygulama niyetini gösteren ifadeler ile yasaya aykırı bir eyleme teşvik edici sözler ifade özgürlüğü kapsamına girmez.

Yüce Mahkeme, 1’inci madeenin manası konusunda geliştirdiği teorisinde,bu maddenin “fikir ve kanaatlerin pazar yerinin çatısı” işlevi gördüğünü belirtir. Teoriye göre maddenin esas amacı, tüm görüşlerin “fikirlerin pazar yeri”ne girmesini, bir diğeriyle rekabet etmesini ve bir bütün olarak toplumun kabulüne mazhar olmaya çalışmasını temin etmektir.

Bunun anlamı şudur: Yanlış fikir diye bir şey yoktur. Devlet, yanlış olduğunu düşündüğü görüşleri “fikirlerin pazar yeri” dışında tutamaz.

Hatta, bir kimse çoğumuzun hoşuna gitmeyecek, örneğin ırkçılığı veya soykırımı destekleyen fikirler ileri sürse bile, çözüm bireyleri sessizliğe zorlamak değil, daha çok konuşmaya teşvik etmektir.

Öyle ki Yüce Mahkeme, ulusal güvenliğin dahi ifade özgürlüğünün bir istisnası olamayacağına karar vermiştir. Söz konusu kararda Mahkeme, ulusal güvenliğe zarar verebilecek gizli hükûmet belgelerinin yayımlanmasının durdurulması talebini reddetmiştir (“New York Times ABD’ye karşı, Pentagon Belgeleri Davası”)”.

Türkiye’de Cumhurbaşkanı’na hakaret suçu Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 299’uncu maddesinde düzenlenmiştir. Maddeye göre fiil bir yıldan dört yıla kadar hapsi gerektirmekte.

Hakaret kamuya açık alanda yapılırsa ceza 1/6 oranında artırılıyor. Suçun soruşturulması Adalet Bakanı’nın iznine bağlı.

Türkiye Anayasa Mahkemesi (AYM) 2021 yılı Mayıs ve Haziran aylarında verdiği üç ayrı kararda, anılan maddenin Anayasa’da düzenlenen ifade özgürlüğünü ihlal ettiğine hükmetmiştir (Diren Taşkıran, B. No: 2017/26466, 26/05/2021; Şaban Sevinç, B. No: 2016/36777, 26/05/2021; ve Yaşar Gökoğlu, B. No: 2017/6162, 08/06/2021).

Mahkeme, başvurucuların sarf ettiği, sırasıyla, “AKP iktidarı ve sarayın bekası uğruna Sur, Cizre, Silopi ve Kuzey Kürdistan’ın birçok yerinde katliamlara devam ediyor”, “…kaçak saraydaki iktidarını devam ettirmeye çalışmaktadır” ve “yani yolsuzluk tapeleri olan, ses kayıtları olan, oğluyla rüşvet konuşması olan Cumhurbaşkanlığına aday bile olamaz diye düşünülmüş” sözleri nedeniyle başvurucuların cezalandırılmalarını “ifade özgürlüğünün ihlali “olarak değerlendirmiştir.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Vedat Şorli – Türkiye davasında, başvurucuya Facebook’tan paylaştığı bir fotoğraf ve karikatür nedeniyle TCK’nin 299’uncu maddesi uyarınca 11 ay 20 gün hapis cezası verilmesini “ifade özgürlüğü ihlali” olarak nitelendirmiştir.

AİHM’ye göre bu düzenleme ne Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile ne de ifade özgürlüğü kavramı ile bağdaşır. Devlet, Cumhurbaşkanı'nın itibarını savunmayı amaçladığında ona özel bir koruma ayrıcalığı geliştiremez. Ayrıca yaptırım, kamu yararına olan konuları gündeme getirmede birey üzerinde caydırıcı etki yapabilir.

Adalet Bakanlığı verilerine göre 2020 yılında Cumhurbaşkanına hakaret sucundan 31.297 soruşturma yapılmış, 7.790 dava açılmış, bunların 3.325’i mahkûmiyet ile sonuçlanmıştır. 2014 yılından bu yana ise sayılar sırasıyla 160.169, 35.507 ve 12.881’dir.

Sezen Aksu ve Sedef Kabaş üzerinden gelişen tartışmalar üzerine İstanbul 2 No’lu Baro Başkanlığı, kuruluş amacının hakkını verir bicimde yedi defa “hukuk” sözcüğünü kullanarak yaptığı dört paragraflık açıklamada, Anayasa’nın 153’üncü maddesi uyarınca bağlayıcı olan AYM ve Anayasa’nın 90’inci maddesi gereğince uyulması zorunlu olan AİHM kararlarına rağmen Cumhurbaşkanı’na hakaret fiilini suç kabul etmeyi sürdürürsek kimi hedef alırsa alsın ve kim tarafından yapılırsa yapılsın hakaretin, hukuka saldırının karşısında olunacağını belirtmiştir.

Bu beyan karsısında Baro’dan, “kalibresi bozuk, cinsi cibilliyeti bozuk” sözlerine yönelik de bir açıklama beklenmelidir.

Son bir not…

Farklı kesimlere karşı yapılan değişik haksızlıklara verilen tepkinin sadece “kendi mahallesindekine yapılan haksızlığa tepki” düzeyinde kalması, Bizim TV’de Cem Toker ile konuşan Lale Ozan Arslan’ın Enes Kara’nın intiharına değinip Bahadır Odabaşı’nı anmaması ve bunu yaparken neden haksızlık karşısında birleşemediğimize şaşırması, iki çocuğuyla hapse atılan ve orada hukuksuzca tutulan Hakim Esra Çiçeklidağ’ın tahliyesi için sarf edilen haklı çabanın Aysel Tuğluk’tan esirgenmesi, Almanya’da vatandaşlarımızın evleri kundaklandığında haklı olarak ortalığı ayağa kaldıranların İzmir’de Suriyeli üç genç yakılırken sus pus olmaları, uzun yıllardır bir plan çerçevesinde yürütülen kutuplaştırma ve birbirine düşürme, bu da olmazsa acıda ve haksızlıkta dahi bir araya gelinmesine engel olma siyasetinin ne yazık ki başarıya ulaştığını gösteriyor.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.
Bu blok bozuk ya da eksik. Eksik içeriğe sahip olabilir ya da orijinal modülü etkinleştirmeniz gerekebilir.