Bir ihtimal daha var, o da savaş mı dersin?

“Ya oralarda etkin olan güçlerle ya da kendimiz bertaraf etmekte kararlıyız. Polislerimize yönelik son saldırı ve tacizler artık bardağı taşırmıştır. En kısa sürede bu sorunun çözümü için gereken adımları atacağız.”

Bu sözler Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ait. Atıfta bulunduğu saldırı, Azez’de Türk Özel Harekat timlerine ait zırhlı araca PYD/YPG birimleri tarafından düzenlendiği belirtilen ve iki polisin ölümüne, iki polisin de yaralanmasına yol açan güdümlü füze saldırısı.

Bu açıklamaların ardından doların 9 TL seviyesini aşmasında şaşılacak bir şey yok. Belli ki, New York’taki fiyaskodan sonra (içeriği konusunda Türk Dışişleri’nin dahi bilgi sahibi olmadığı) Soçi’deki Erdoğan-Putin ikili zirvesi de havada kalmış. Ardından gelen Lavrov-Çavuşoğlu görüşmesinden de ne çıktığı konusu da kocaman bir soru işareti.

Şurası kesin: Erdoğan ne YPG/PYD konusunda ABD’yi, ne de DAEŞ ve diğer cihatçı gruplar konusunda Rusya’yı ikna edebilmiş durumda. ABD oralı bile olmuyor, Rusya ise bir an önce İdlib’ten tüm TSK güçlerinin en kısa zamanda tahliye edilmesinde ısrarından milim kımıldamıyor.

Böyle bir kilitlenmenin, “iki arada bir derede kalma”nın, Suriye topraklarında istilacı ve işgalci olarak görülen Erdoğan Hükümeti’nin, Türkiye’yi git gide daha saldırılara hedef haline getirdiği, “istenmeyen güç” algısının iyice kök salmasına yol açtığını inkar etmek artık imkansız.

Bir zamanlar “rejim değiştirme” hevesiyle Erdoğan ve Davutoğlu ikilisi tarafından dizayn edilen Suriye politikası tam manasıyla balçığa saplanmış vaziyette. Bunda elbette, sınırötesi operasyonlara izin veren tezkerenin, milliyetçilik kapanına sıkışmış CHP ve İYİP tarafından Meclis’te desteklenmesinin de payı, iktidar kadar büyük.

Şimdi, iktidarın özellikle dış siyasette iyice köşeye sıkıştığı bu ortamda, yakın bir zamanda Meclis'e gelecek Suriye "sınırötesi operasyon" tezkeresine Millet İttifakı’nın iki ana bileşeninin bir daha onay verip vermeyeceği elbette merak konusu ve seçmen karşısında bir sınav aşaması. Göreceğiz.

İçerde desteği zayıflayan, dışarda ABD ve Rusya arasında “beynamaz” olan Erdoğan yönetimi, çıtayı sadece TSK varlığının meşruiyet açısından büyük soru ve sorunlar ürettiği Suriye’de değil, yeniden Doğu Akdeniz ve Ege’de de yükseltiyor.

Son dönemde Savunma Bakanı Akar’ın Yunanistan’ı hedef alan mükerrer çıkışları, Erdoğan’ınkilerin yanı sıra, bu tırmandırmanın açık göstergesi. Ardı arkası kesilmeyen çıkışlara, denizde giderek yayılan gerginlik de ekleniyor ve yeniden 2020 bahar ve yaz aylarına geri dönülüyor.

Yumuşak geçen bu yılin ilk yarısından sonra Yunanistan’da yeniden bir teyakkuz havası hakim olmaya başladı. Yunan Dışişleri Bakanı Dendias, To Vima’ya verdiği mülakatta, ‘Türkiye bizi savaşla, yani casus belli ile tehdit ettiği müddetçe diyalog ihtimali azalıyor, hatta sıfırlanıyor’ dedi.

Atina’da, içerde sıkışan Erdoğan’ın “yeniden Yunanistan’la gerginliği ateşleme” senaryosuna geri döndüğü kanaati ağırlık kazanmışa benziyor. Kıbrıs açıklarındaki fosil yakıt arama çalışmaları, Kıbrıs’tan gelen NAVTEX ilanlarının yanında, Kathimerini’nin haberine göre, gerginlik “Oruç Reis’in arama yaptığı alanlara yüzer petrol kuyuları dikmek veya balıkçılar savaşını Yunan karasularına taşırmak” gibi senaryolar üzerinden artabilir.

Öyle anlaşılıyor ki siyasi kariyerindeki yükseliş ve iktidarda kalıcılığını “içerde kutuplaştırma, dışarda sürekli kriz üretme ve yönetme”ye borçlu olan Erdoğan, seçim tarihi yaklaşırken, gözünü Suriye ve Yunanistan’a, ayrıca Kıbrıs üzerinden Doğu Akdeniz’e dikmiş görünüyor.

Bu ne demek? 15 gün kadar önce yazdığım yazımda, CHP kaynaklarından alınan duyumlara dayanarak içerde muhtemel bir “şiddet dalgasından” duyulan endişeleri aktarmıştım. Bu endişeleri CHP lideri Kılıçdaroğlu kamuoyuyla açıkça paylaşma ihtiyacı duydu, ardından İYİP de benzer duyumlar aldıklarını söyledi. Yani ülke içinde muhalefet diken üstünde.

Ama dışarısı da aynı ölçüde önemli. Şu ihtimali hesaba katmak gerekir: Eğer ibre artık açıkça AKP ve MHP lehine bir seçim bozgununu işaret ederse, Erdoğan’ın, Anayasa’nın 78’inci maddesine baktığını veya bakacağını varsayabiliriz.

Ne diyor Madde 78?

Şöyle:

“Savaş sebebiyle yeni seçimlerin yapılmasına imkân görülmezse, Türkiye Büyük Millet Meclisi, seçimlerin bir yıl geriye bırakılmasına karar verebilir. Geri bırakma sebebi ortadan kalkmamışsa, erteleme kararındaki usule göre bu işlem tekrarlanabilir.”

Bu senaryoya dudak bükmemek daha makul bir yaklaşım olabilir. Yunanistan veya Kıbrıs ile bir savaş olasılığı zayıf görünse de, Suriye’de YPG/PYD bölgelerini hedef alan ve yayılması olası bir savaş durumunda, savaş hali kolayca geçerlilik kazanabilir.

Sanıldığı gibi “savaş hali” tanklı toplu füzeli SİHA’li yoğun bir çatışma halini kapsamayabilir, düşük yoğunluklu ama süreklilik arzeden, kontrol edilebilir bir durum, Meclis’e hakim iktidar çoğunluğunun oylarıyla “savaş hali” ilanı ve seçimlerin ertelenmesini de beraberinde getirebilir.

Olmaz olmaz demeyin. 10 Ekim Gar Katliamı anmasında, ülkeyi 1 Kasım seçimlerine hazırlayan “dehşet süreci”, otoriterlik icraatında hukuk ve kural tanımayan bir ceberut iktidarın “bir beka uğruna” neleri göze aldığını göstermedi mi?

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.
Bu blok bozuk ya da eksik. Eksik içeriğe sahip olabilir ya da orijinal modülü etkinleştirmeniz gerekebilir.