'İktidar panikte: Kambiyo rejimini sıkılaştırma hazırlığındalar, bankalara baskı başladı'

Geçtiğimiz yıl 7 Kasım gecesi yaşanan ekonomik depremin bir benzeri 4,5 ay sonra Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan’ın imzaladığı kararlarla bir kez daha yinelendi. Bu kez sadece ekonomiye değil, insan hakları ve kadın haklarına darbe indiren hukuka ve anayasaya aykırılığı tartışılan bir başka kararname de garnitür ve bonus olarak gece yarısı resmi gazetenin son baskısına girdi.

7 Kasım’da Merkez Bankası yasası uyarınca dört yıllığına atandığı başkanlık görevinde henüz 16’ıncı ayını süren Murat Uysal görevden alınarak yerine AKP’li eski maliye bakanı ve yeni sisteme geçiş sonrasında ise Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanı olan Naci Ağbal getirildi. Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak da kendisinin bilgisi dışında gerçekleşen bu görevden alma-atama üzerine 8 Kasım gecesi instagram üzerinden istifa mektubunu yayınladı. Albayrak’ın yerine de yine AKP hükümetlerinde bakan olarak görev yapmış olan Lütfi Elvan koltuğa oturdu. 

Ekonomi yönetiminin başına geçirilen iki isim piyasalarda iyimser beklentileri beslerken özellikle Merkez Bankası’nın para-kur-faiz politikalarının daha akılcı ve öngörülebilir olacağı kanısı ortaya çıkmıştı. Ancak ‘Faiz sebep, enflasyon neticedir’ görüşünü benimseyen Erdoğan’ın Ağbal’a ne ölçüde manevra alanı ve serbesti tanıyacağı konusunda da kuşkular söz konusuydu. 

Göreve gelir gelmez Kasım ve Aralık aylarında peş peşe faiz artışı kararlarıyla politika faizini 6,75 puan artırarak yüzde 10,25’ten 17’ye yükselten Ağbal, Ocak ve Şubat aylarını pas geçtikten sonra Şubat enflasyonunun yüzde 16’yı aşması üzerine, 18 Mart’taki Para Politikası Kurulu’nda (PPK) 2 puan birden faiz artışına giderek politika faizini yüzde 19’a yükseltti. 

Bu kararın ertesi günü de Cumhurbaşkanı kararıyla gece yarısı görevden alındı ve yerine faiz indiriminden yana olan, Marmara Üniversitesi öğretim üyesi, eski AKP Bayburt Milletvekili ve eski Halkbank yöneticisi Prof. Şahap Kavcıoğlu atandı. Bugüne kadar en kısa süreli MB Başkanı unvanını alan Naci Ağbal ise Cumhurbaşkanına kendisini görevden aldığı için ‘şükranlarını sunduğu’ bir paylaşımla veda etti.

Şimdi tüm bu gelişmeler sonrasında yeni haftada piyasalar açılınca döviz kurlarının yukarı doğru hareketlenmesi, Türkiye’nin kredi risk sigortası puanının yükselişe geçmesi, güven erozyonu ve ekonomideki belirsizliğin artmasıyla yeniden yabancı yatırımcı ve sermayenin dışarı kaçışının hızlanması beklentileri yükseldi. 

24 Mart’taki AKP 7. Olağan Büyük Kongresi’nde 2023 Manifestosu açıklayacağını ve insan hakları, demokrasi, ekonomi, dış politika ve diğer alanlardaki yeni hedefleri ilan edeceğini söyleyen Erdoğan’ın inandırıcılığı, güvenilirliği ve siyasi sermayesi de hızla tükeniyor. Erdoğan, Merkez Bankası Başkanını görevden alırken eş zamanlı olarak Türkiye’yi Kadın hakları, kadına şiddet, taciz, tecavüz, kız çocuklarının küçük yaşta evlendirilmesi, cinsel istismara karşı korumayı öngören İstanbul Sözleşmesi’nden de Türkiye’yi çekti. 

Yayınladığı Cumhurbaşkanı kararıyla İstanbul Sözleşmesi’ni Türkiye yönünden ‘feshettiğini’ ilan eden Erdoğan, böylece kongre öncesinde sözleşmeye karşı çıkan siyasal İslamcı, dinci, muhafazakâr kesimlere, tarikat ve cemaatlerin taleplerini yerine getirerek, üç gün sonra açıklayacağı manifestoyla ilgili bu kesimlere mesaj verdi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Kuşoğlu, iktidarın artık panik halinde olduğunu öne sürerken, para ve kambiyo politikalarında değişime gidileceği yönündeki duyumların belirsizlikleri artıracağını, ekonomide kararların ve yöneticilerin bu kadar kısa sürede ve sıkça değişmesinin olumsuz algıları büyüteceğini söyledi.

Son gelişmeleri Ahval’e yorumlayan Kuşoğlu; ‘Erdoğan iktidarı ne yaptığını bilmez bir halde. Panikle, bilinçsizce hareket etmeye, telaşla her alana saldırmaya başladılar” dedi. Artık Cumhurbaşkanının iki günde bir farklı söylemlerle kamuoyunun karşısında çıktığını kaydeden Kuşoğlu şöyle konuştu:

“Bir kanun sonradan değiştirilebilir ya da yürürlükten kaldırılabilir. Bir atama iptal edilebilir, görevden alma ya da azletme olabilir. Ancak bunların çok sık olmaya başlaması bir iktidarla ilgili olumsuz işaretler. Ne yaptıklarını bilmez haldeler, bu görüntüyü veriyorlar. Merkez Bankası başkanının, para, döviz, faiz politikalarının bu kadar kısa sürede böylesine sıklıkla kökten değiştirilmesinin tahribatı da ağır olur. İktidarın bu kadar zig zag çizmesi, yalpalaması özellikle ekonomi açısından çok tehlikeli. Yeni atanan başkan, merkez Bankası’nın politika araçlarını kararlılıkla sürdüreceğini, PPK toplantı takviminin aynen devam edeceğini söylüyor. Ancak bir yandan da para ve faiz politikasında radikal değişiklik beklentisi yüksek. 

Yeni başkanın bu konudaki yaklaşımlarının önceki başkanın tam tersi olduğu vurgulanıyor. Kambiyo rejiminde, dövizde sıkılaştırmaya gidileceği dile getiriliyor. Bunların konuşulması bile riskli ve tehlikeli. Böyle bölük pörçük, parçalı kararlarla piyasalar alt üst edilmemeli. Şimdi piyasalar açıldığında tüm bunların olumsuz yansımalarını göreceğiz. Ağır kayıplar yaşanabilir. Panikle, ne yaptıklarını bilmeksizin, bilinçsizce bir tavır içindeler. Bu telaş hali olumsuz algıları büyütüyor.”

Demokrasi ve Atılım Partisi (DEVA) Genel Başkan Yardımcısı ve uzun süre Erdoğan başkanlığındaki hükümetlerde Adalet Bakanı olarak görev yapan Sadullah Ergin ise son gelişmeleri Ahval’e değerlendirirken; ‘Sorun Naci, Ahmet, Hüseyin değil. Erdoğan şöyle bakıyor artık, ihanet edenler ve ihanet etme potansiyeli olanlar. Arzu etmediği işleri yapanlar, kendi iradesine uygun hareket etmeyenler kim olursa olsun anında çiziliyor, siliniyor.’ dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan için ne Merkez Bankası başkanının, ne bakanların, ne parti yöneticilerinin hiçbir kıymet-i harbiyesi olmadığını ifade eden Ergin sözlerini şöyle sürdürdü;

“Yeni atanan Merkez Bankası Başkanı banka genel müdürleriyle bir toplantı gerçekleştirdi. Bize gelen bazı duyumlara göre, bankalardan vadesiz mevduatları vadeliye geçirmelerini istiyorlar. Bunun yanı sıra kredi kartı limitlerinin artırılmasını, kartlardan yapılacak harcama limitlerinin yükseltilmesi isteniyor. Batık kredilerdeki tabloyu ne yapacaklarını düşünüyorlar. Yani o koltukların, unvanların, makamların hiçbir gücü, karar yetkisi, politika üretme kapasitesi söz konusu değil. 

O yüzden şimdi kabine değişikliği konuşuluyor. Bakanların yarısı değişse ne olacak? Bu sistemde bakanın bir hükmü yok ki. Düşünün bir uçaktasınız. Ön koltuk, arka koltuk, sıra numarası ne fark eder? İster koltuk değiştirin, yana geçin, öne geçin. Kaptan köşkünde kim oturuyorsa uçak onun kontrolünde. Bakan değişiklikleri de böyle uçakta koltuk değiştirmekten farkı yok. Zaten Cumhurbaşkanlığı sarayında paralel kabine var. Cumhurbaşkanlığı ofisleri, ekonomi ofisi, bütçe ofisi, dış politika ofisi, güvenlik ofisi vs. Buralarda Cumhurbaşkanının bakanlardan daha yakın, daha yetkili mutemet adamları var. Bakanlar politika üretemiyor, karar alamıyor. Bütün politikalar, kararlar, düzenlemeler paralel kabinede üretilip, bakanlara tebliğ ediliyor. Sistem bu. Tek kişinin dışında kimsenin bir gücü, karar yetkisi, önemi yok.”

Cumhurbaşkanının AKP kongresinde açıklayacağını duyurduğu 2023 Manifestosu’nun çok da anlamlı olacağını düşünmediğini kaydeden Sadullah Ergin son iki haftada açıklanan reformların ve aynı sürede Erdoğan’ın icraatlarına bakmanın, manifestonun içeriği hakkında yeterli olacağını vurguladı.

Ergin; “Muhtemelen kongrede, o manifestoda duygulara oynayacak. 1994 ruhu falan diyor ya. Kongreden hemen önce İstanbul Sözleşmesini iptal etmesi bunun işareti. Tarikatlara, cemaatlere, muhafazakâr kesime vaatlerde bulunup bu kesimlerde bir konsolidasyona yönelmeye çalışacak. Kaldı ki elindeki kozların neredeyse tamamını açmak zorunda kaldı. Ayasofya’nın açılması, İstanbul Sözleşmesi vb. Artık manifestoda ne vaat edecek ve kimi inandıracak?” dedi. 

TBMM’de yasayla kabul edilen İstanbul Sözleşmesi’nin Cumhurbaşkanı kararıyla kaldırılmasının hukuken tartışmalı olduğunu dile getiren Ergin, ‘Mecliste yasayla kabul edilen bir uluslararası anlaşma aynı usulle kaldırılır ama hukuk, yasa, anayasa kaldı mı ki? İmzaladım oldu diyorlar. Böyle bir dünya, böyle bir sistem, böyle bir yetki yok!’ diye konuştu.

Ahval’e konuşan İYİ Parti İzmir Milletvekili ve Genel Başkan Danışmanı Aytun Çıray ise 20 ayda Merkez Bankası başkanının dört kez değişmesinin, ekonomiye, Türkiye’nin uluslararası itibar algısına ve kurumların güvenilirliğine çok ciddi negatif etkisinin olacağını, bunun piyasalara da ağır tahribat olarak yansıyacağını öne sürdü.

Çıray; “Bugünden söylüyorum bu kararlar, ağır bir tahribata yol açacak. Kurlarda artış ve TL’de yüksek değer kaybıyla karşı karşıya kalınacak. Bu durum tabii ki millete yansıyacak. Millet, ülke daha da fakirleşecek. Artık kriz, ekonomik buhrana, bir yönetim buhranına dönüştü. İktidara gidiş yolu göründü” dedi.

Merkez Bankası’na atanan yeni başkanın faiz indiriminden yana olduğunun vurgulandığına dikkat çeken Aytun Çıray, faiz indirimi politikasına geçilmesine bile gerek kalmayacağını, güven bunalımının daha da derinleşeceğini belirterek; ‘Şimdi bu ekonomik şartlarda, bu piyasa koşullarında birden bire faiz indirimi politikasına geçilirse Allah yardımcımız olsun. Kaldı ki Naci Ağbal’ın faiz artışı kararlarını Erdoğan’dan habersiz alması mümkün değil. Bu faiz artışlarının Cumhurbaşkanının bilgisi ve onayıyla yapıldığını düşünüyorum’ ifadelerini kullandı.

Çıray İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararının tamamıyla hukuksuz olduğunu, hukukun böylesine pervasızca çiğnendiği bir ülkeye kimsenin yatırım yapmayacağını dile getirerek şöyle konuştu;

“Hukukta paralellik kavramı en temel ilkelerden birisidir. Yani, bir düzenleme nasıl oluşturuluyorsa aynı yolla uygulamadan, yürürlükten kalkar. Meclis İstanbul Sözleşmesini bir yasayla kabul etti. Genel kurulda görüşüldü, milletvekillerinin oylarıyla yasa olarak kabul edildi. O yüzden de kararnameyle yürürlükten kalkmaz. Türkiye halen sözleşmeye dahildir ve sözleşme yürürlüktedir. Ancak bu hukuksuzluğun yapılması bile ekonomiye çok ciddi şekilde olumsuz yansıyacaktır. 

Hukukun hakim olmadığı, keyfiliğin hakim olduğu bir ülkeye sermaye gelmez, kimse yatırım yapmaz. Kendisini hukuki güvende hissetmediği için gelmez. Bu hukuksuz adımın ekonomiye, dış politikaya, toplumsal hayata, sosyal yaşama ağır yansımaları olacak. Bu iktidarın icraatlarıyla, yönetimiyle, hukuksuzluklarıyla Türkiye fakirleşiyor. 

1 trilyon dolara yaklaşan milli gelir 750 milyar doların altına indi. Kişi başına milli gelir 8 bin dolar seviyesine geriledi. Türkiye gelişmekte olan ülkeler arasından, az gelişmiş ülkeler sınıfına doğru hızla düşüyor. Bu iktidar hem ülke içinde hem ülke dışında saygınlığını, güvenilirliğini, kaybetmiş durumda. Bedeli fakirleştirdikleri millete ödetiyorlar. Ancak gidecekler, sonları yakın” 

Ekonomide ve kadın haklarındaki 19 Mart depremi ardından şimdi gözler 24 Mart’taki AKP kongresine ve kabinede yaşanacak depreme çevrildi. Bunun da ötesinde asıl siyasi deprem, Erdoğan’ın 1994 ruhunu geri çağırma vaadiyle kongreye sunacağı, parti üst yönetimi, Merkez Yürütme Kurulu (MYK) ve Merkez Karar ve Yönetim Kurulu (MKYK) listeleriyle yaşanacak. Listede yer alacak isimler Erdoğan’ın ve AKP’nin yeni formatını, siyasi çizgisini ve makas değişikliğini ortaya koyacak.  


@Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.
Bu blok bozuk ya da eksik. Eksik içeriğe sahip olabilir ya da orijinal modülü etkinleştirmeniz gerekebilir.