Akdeniz’de kara bulutlar

İki yıl önce “Doğu Akdeniz’de fırtına öncesi” başlıklı iki yazı yazmıştım (2019. 8.13/27) . Şimdilik fırtına kopmadı ama kara bulutlar sıklaştı. 

Taraflar mevzi kazıyor gibi. Yunanistan Fransa ile askeri bir anlaşma imzaladı: Tarafların biri saldırıya uğrarsa öteki taraf müdahil olacak deniliyor. 

Yunanistan geçen hafta ABD ile de beş yıllık ve sonrasında devamlı olabilecek askeri bir anlaşma imzaladı. Buna göre Kuzeyden Güneye ülkede Amerikan askeri üstleri olacak. Yunanistan’la ortak kullanılacak üstlerdir bunlar. 

Yunanistan Fransa’dan en son teknolojiye sahip uçaklar ve savaş gemileri ısmarladı. Kimi analistlere göre Ege’de dengeler değişiyor. 

Türkiye, düne kadar askeri açıdan tartışmasız üstün olduğu Ege’de iki caydırıcı güçle yan yana geldi  (karşı karşıya değil!): Fransa ve ABD askeri güçleriyle. 

Türkiye ise silah edinme alanında sıkıntılar yaşıyor. F-35 uçaklarını alamaması, S-400’leri kullanmama yolunda ABD’den baskılar yaşaması gibi. Almanya gibi ülkeler de Türkiye’ye silah ambargosu uygulamaya eğilimli gibi. Özellikle yeni Alman hükümetinde yer alacak Yeşiller bu havada.  

Bu gelişmeler Türkiye’de ve Yunanistan’da farklı yorumlanıyor. Türkiye bir kuşatma, ambargo ve saldırı ile karşı karşıya olduğunu söylüyor. Medya bu görüşü benimsemiş gibi. Karşı tarafta kötü niyet ve uzun sürede “karşıdan” gelecek bir askeri tehdit algılıyor.

Yunanistan da esen hava ise göreceli bir rahatlamadır. Askeri açıdan çok güçlü bir Türkiye karşısında artık yalnızlık yaşamıyor duygusuna geçiyor. Düne kadar Libya’dan Azerbaycan’a ve Irak ve Suriye’ye asker sokan, sürekli “casus belli”den söz eden ve her fırsatta askeri gücünü hatırlatan Türkiye’yi düne kadar bir heyula olarak yaşıyordu. 

Bu gelişmeler savaşa hazırlık olarak da okunur, savaş olanağını azaltan girişimler olarak da. Şu an bir Türkiye-Yunanistan savaşını düşünmek kolay değil. Fransa ve ABD’nin dolaylı da olsa içinde bulunacağı bir savaş pek düşünülemez. 

Ama bu gelişmelerin gerilimin azalmasına da yardımcı oldukları şüpheli; güç söyleminin azalmasını ve diplomasiye fırsat verilmesini sağlarlar mi, belli değil. 

Türkiye’nin yalnızlıktan ve bu yalnızlığın doğurdu güvensizlikten kurtulması bu yönde bir ilk adım olabilir. Türkiye az bucuk güveneceği dostu kalmadı. 

İsrail’e “çocuk katilleri”, Macron’a “psikiyatriste git”, Almanlara NAZİ, Yunanistan’a şımarık demek, Batı’yı silme  “İslam düşmanı” olarak, Mısır’a dört parmak göstermek kötü sonuçlar doğurdu. Bu güçler – olacağı buydu- dayanışmaya geçti. 

Dost olarak, ironiktir, Suriye’de, Kafkaslar’da, Kırım’da farklı kampta olan bir Rusya kaldı. Rusya, çatışma içinde de olunan bir müttefiktir! 

Akdeniz ve Ege’ye bu açılardan bakarsak, kara bulutların süregeleceğini varsayabiliriz. Mesele “egemenlik” sınırına gelip dayanması durumu çok tehlikeli kılıyor. İki tarafın da tek taraflı, yani uluslararası deniz hukukuna aykırı olarak, milli Münhasır Ekonomik Alan ilan etmesi bir çıkmaz yaratmıştır. Şimdi bu alanı korumak ve savunmak milli davaya dönüşüyor. 

Tarafların geri adım atması kolay değil. Kamuoylarına “milli davadan vazgeçmeyi” açıklayamazlar. Kördüğümün savaş ile çözüleceği de pek olanaklı görünmüyor. Dengeler savaşı devre dışı bırakıyor gibidir. 

Geriye kalan olanaklardan biri diyalogdur diyenler olabilir. Ama buna inanan artık kalmadı gibi. Maksimalist iddialardan geri adım atmak, yani uzlaşmacı yaklaşım da “ihanet” sayılacak.  Kala kala uluslararası mahkeme veya hâkime gitmek kalıyor. 

Alternatif olarak gerilimle yaşamaya alışmak da var. Zaten bu alanda hepimiz uzun süredir antrenmanlıyız. 

*


 

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.
Bu blok bozuk ya da eksik. Eksik içeriğe sahip olabilir ya da orijinal modülü etkinleştirmeniz gerekebilir.