AİHM’in Nazlı Ilıcak kararı evrensel bir hakikati teyit ediyor

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), 14 Aralık günü gazeteci Nazlı Ilıcak’ın terör örgütü üyesi olduğu ve 15 Temmuz darbe girişimini desteklediği isnatlarıyla gözaltına alınıp uzun süre tutuklu kalmasının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine aykırı olduğuna ilişkin kararını açıkladı. 

Mahkeme Ilıcak’ın maruz bırakıldığı muamelenin onun hem ‘’özgürlük ve güvenlik’’ hakkının (m. 5/2), hem de ‘’ifade hürriyeti’’nin (m. 10) ihlâli anlamına geldiğine, Türk üyenin muhalefeti ve oyçokluğuyla hükmetti. (Karar Fransızca olduğu için, bu yazıda kararın İngilizce basın açıklamasında yer alan özeti esas alınmıştır.) 

Mahkemeye göre, Nazlı Ilıcak’ın bir terörist örgüt üyesi olduğundan veya hükûmeti devirmeye yahut görevini yerine getirmesini engellemeye teşebbüs suçlarını işlediğinden şüphelenmek için hiçbir makul neden yoktur. 

Ilıcak’a yöneltilen suçlar ve bu arada tutuklanmasının dayandırıldığı yazıları zaten bilinen olgular ve olaylara ilişkin kamusal ilgi konularıdır. 

Bu yazılar siyasî alanda şiddet kullanılmasını destekleyici veya teşvik edici nitelikte olmayan meşru (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde tanınan) özgürlük kullanımlarıdır. Bunların terörist örgütlerin yasadışı amaçlarına katkı yapmak veya hükûmeti yahut anayasal düzeni devirmek gibi bir niyetle de ilgisi yoktur. 

Mahkeme, kendisine yönelik terörist faaliyet suçlamalarının sadece Ilıcak’ın belirli bir medya grubunda gazeteci olarak çalışmasına ve özel olarak ta darbe girişiminin muhtemel failleri hakkında şüphe izhar eden tweetlerine dayandırılmasını kabul edilemez bulmuştur.

Mahkemeye göre, başvurucunun yazı ve faaliyetlerinin mahiyetini dikkate almadan, kendisinin o tarih itibariyle tamamen legal olan bir medya grubunda çalışıyor olması, tek başına, onun bir terörist örgüt üyesi olduğu anlamına gelmez. 

Belirli hükûmet görevlilerine yönelik yolsuzluk suçlamalarıyla ilgili 17-25 Aralık 2013 olayları hakkında makaleler ve mülâkatlar yayımlamakla da başvurucu, başka herhangi bir gazeteci gibi, kamusal ilgi meselesi olan bir konuya ilişkin, - hükûmetin pozisyonuna aykırı görüşler dâhil olmak üzere - çeşitli bakış açıları hakkında kamuyu bilgilendirme görevini yerine getirmiştir.

Kaldı ki, Ilıcak’ın hakkında yorum ve değerlendirme yaptığı konular Türkiye’de ve dünyada siyasî partilerin, basının, hükûmet-dışı organizasyonların, sivil toplum temsilcilerinin ve uluslararası kamusal örgütlerin katıldığı geniş bir kamusal tartışmanın konusu olmuştur. 

Bu yazılar herhangi bir şekilde terörist suçlar işlemeye, şiddet kullanımını savunma veya yasal otoritelere karşı bir kalkışmaya teşvik içermemektedir. Ilıcak’ın mesajlarından herhangi birini darbenin meşru olduğunun kabul edildiği şeklinde yorumlamak ta makul değildir. 

Bu arada, halkın bir çatışma veya gerilim durumu hakkındaki alternatif görüşler hakkında bilgi edinme hakkı bulunduğundan, darbe girişiminin muhtemel faillerinin kimliği hakkında başvurucunun ifade ettiği kuşkular ve hükûmetin muhalefeti bastırmak için böyle bir durumu yaratmış olabileceği iması da ifade özgürlüğünün sınırları içinde kalmaktadır. 

***

Şimdi, Nazlı Ilıcak kararı, Temmuz 2016 darbe girişimiyle ilişkili başka başvurularla ilgili olarak AİHM’nin son zamanlarda verdiği, Gülen Cemaati mensup ve sempatizanları hakkındaki derdest davalar serisini etkileyebilecek nitelikteki diğer kararlarla birlikte değerlendirildiğinde, gerek AKP iktidarının 15 Temmuz darbe girişimi konusundaki resmî yorumunun, gerekse ilgili yargısal kararların arkasında yatan temel kabulün dayanakları son derece zayıflamıştır. 

Nitekim, AİHM 21 Kasım 2021 tarihinde açıkladığı Turhan ve Diğerleri/Türkiye kararında, 15 Temmuz darbe girişiminden sonra ‘’hükümeti devirmeye teşebbüs’’, ‘’anayasal düzeni zorla değiştirmeye teşebbüs’’ ve ‘’örgüt üyeliği’’ gibi suçlamalarla 427 hâkim ve savcının tutuklanmasının hukuksuz olduğuna karar vermiştir. 

Mahkeme bu kararında, örgüt üyeliğinin mütemadî suç niteliğinde olduğu, dolayısıyla kanunlarda belirtilen özel usullere uyulmadan savcılıklarca doğrudan soruşturulabileceği ve şüpheli ve sanıklar hakkında koruma tedbirlerine başvurulabileceği yönündeki -Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi dâhil- yerel mahkemelerin kararlarının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)  ile bağdaşmadığı sonucuna varmıştır. 

Hatırlanacağı gibi,  AİHM daha önce de, örgüt üyeliği suçunun her an “suçüstü hali” teşkil edeceği, bu nedenle Anayasa Mahkemesi üyelerinin (Alpaslan Altan ve Erdal Tercan’ın), Mahkemenin Kuruluş Kanununda yer alan özel soruşturma ve yargılama usullerine uyulmadan tutuklanabilecekleri yönündeki uygulamanın Sözleşmeyi ihlal ettiğine karar vermişti. 

Strasbourg Mahkemesi 7 Aralık 2021 tarihinde açıkladığı Yasin Özdemir/Türkiye davası kararında ise, Nisan 2015’te sosyal medya hesabından hükûmete yönelik olarak yaptığı eleştirel paylaşımları yüzünden bir yurttaşın darbe suçunu ve suçlularını övmekten suçlu bulunmasının Sözleşmenin ihlâli olduğunu tespit emiştir. 

Çünkü, Mahkemeye göre, başvurucunun paylaşım yaptığı tarih itibariyle Cemaat’in bir suç örgütü olduğunu tespit eden hukukî bir belirleme bulunmamaktaydı. 

Özgürlük Araştırmaları Derneği’nin Özgürlük Gündemi’nde belirtildiği gibi, bu karar örgüt üyeliği iddiasıyla açılan davaları da etkileyebilecek özelliktedir.  

Sonuç olarak, AİHM’nin başta Ilıcak başvurusu hakkında verileni olmak üzere bu son kararları 15 Temmmuz darbe girişimi hakkındaki –muhalefet partilerinin de katıldığı - resmî yorumun bugüne kadarki hegemonik konumunu sarsabilecek olmasının yanında, şu evrensel hakikati de teyit etmiş bulunmaktadır: 

Hiçbir yurttaşın ‘’kendi hükûmetinin’’ siyasî olaylar hakkındaki (resmî) görüş, yorum ve değerlendirmelerini paylaşmak gibi bir yükümlülüğü yoktur. 

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.
Bu blok bozuk ya da eksik. Eksik içeriğe sahip olabilir ya da orijinal modülü etkinleştirmeniz gerekebilir.