Harvard ve Berkeley'de Ahval günleri

Türkiye'nin içine sürüklendiği derin sistem krizi ve baskıcı rejim tablosu ABD'de sadece başkent Washington'daki siyasi karar verici çevreler, düşünce kuruluşları ve Halkbank odaklı yolsuzluk dosyalarına bakan yargı çevrelerin ilgisi ile sınırlı değil.

ABD'nin köklü üniversitelerindeki bölümler, uzmanlık alanları Orta Doğu, ABD ve AB ile Türkiye ilişkileri ve medya özgürlükleri, insan hakları olan öğretim üyeleri ile öğrenciler tarafından da mercek altında tutulan bir ülke durumunda Türkiye. 

Pek çok açıdan Türkiye'deki gelişmelerin seyri, dozu, yönü ve rengi, dünyadaki otoriterleşme dalgasında bugünü ve geleceği anlamak bakımından bir tür "litmus testi" gibi görülmekte.

ABD başkentinde nabız tutmakla başlayan seyahatimin en önemli bölümü, tam da bu nedenle Harvard ile Berkeley üniversitelerindeki konuşmalar ve buluşmalarıma ayrılmıştı. Harvard Kennedy School'un medya ve kamu siyaseti bölümü olan Shorenstein Center ve Berkeley Üniversitesi'nde üç ayrı bölüm, gönderdikleri ısrarlı davetlerle Türkiye'nin iç siyaseti, Kürt sorunu, medya üzerindeki baskılar ve Suriye merkezli bölgesel gelişmeler üzerinde analizleri paylaşmamı istemişlerdi. 

Harvard ne de olsa eski çalışma merkezim sayılır (Gezi protestoları ardından ombudsmanlık görevimden atılınca, burada Türkiye medyasındaki otosansür ve sahiplik ilişkileri üzerine, P24 tarafından daha sonra kitap olarak yayınlanan uzun bir araştırma raporu hazırlamıştım), memnuniyetle kabul ettim. Kaliforniya'nın bir zamanlar radikal öğrenci akımlarına beşiklik etmiş Berkeley Üniversitesi'nden gelen davetten de gurur duydum. Her ikisinde de, Ahval'den bağımsız haber ve yorum akışında atardamar olarak sitayişle söz edilmekte, heyecanlı beklentiler ifade edilmekteydi. Ziyaretler Ahval'in tam da ikinci yıldönümü günlerinde denk geldiği için ayrı ve özel bir anlam da taşımaktaydı.

Harvard'da, medya tarihi ve özgürlükleri konusunda rehberim saydığım, Prof Thomas Patterson ile buluştuğumuzda, elime yeni çıkan kitabının ilk kopyasını tutuşturdu. ''How America Lost Its Mind'' (Amerika Nasıl Aklını Kaçırdı) gibi enfes bir başlık bulmuş. Ben sordum o anlattı, o sordu ben anlattım. 

Sonuçta, yaşanan neo-popülizm, otoriterleşme ve medyanın çanına ot tıkama süreçlerini başta Türkiye, bir çok yerde uzun süre kalıcı olacağı tespitinde buluştuk. Prof Patterson, Türkiye'de Erdoğan'dan miras kalacak siyaset ve hukuk enkazının nasıl kaldırılacağı konusunda çok derin sorular sordu. Rejim değişikliği meselesinde kilit kavşağın yargının gaspedilmesi veya ayakta kalması olduğunu anlattı, Trump'ın tüm mücadelelere rağmen yargıya parmağını sokamadığını, halkın da aleyhine dönmekte olduğunu söyledi.

Tom Patterson kitap kapağı
Prof Tom Patterson'un tartışmalar yaratacak yeni kitabı

 

''Erdoğan'ın medya gaspı: Gezi Park'tan Suriye'se Savaşa Giden Yol'' başlıklı konuşmamın özü, 2014 başındaki gelişmelerle biten raporumun yayınından bu yana, geçen beş yıl içinde, Erdoğan'ın, medyayı adım adım kontrol altına alıp kamusal söylemi tepeden tırnağa işgal etme eşliğinde başbakanlıktan cumhurbaşkanlığına geçişi ve rejimi peşpeşe sahneye koyduğu sivil darbelerle kendi çevresinde tahkim ediş ve tek adamlığa geçiş süreci ile ilgiliydi. Özgül ağırlığı yüksek bir dinleyici topluluğu merak ve endişe içinde, kulaklarını dört açarak dinledi konuşmayı. Burada gelen sorulardan, en çok, Erdoğan ve AKP'nin DAEŞ ve İhvan hareketi ile ilişkilerinin merak konusu olduğunu, 'dananın kuyruğu' kısmının burada saklandığını anlamamak mümkün değildi.

San Francisco Berkeley Üniversitesi'ndeki Ahval buluşmaları, sabahtan akşama peşpeşe üç konuşma ve - en güzel kısmı - birbirinden parlak öğrencilerle sohbetlerle geçti. 

İlk oturumun ev sahibi, ABD'de medya eğitimi alanında en saygın yerlerden birine sahip olan Berkeley Gazetecilik Okulu'nun dekanı Edward Wasserman'dı. 

Burası sadece yüksek lisans öğrencilerine açık. Vardığımda hoş bir sürpriz ile karşılaştım: Buradaki öğrenciler yaşanan gelişmeler karşısında uygun bir karar alarak bölüm bünyesinde ''Ortadoğu ve Kuzey Afrika Gazeteciler Birliği''ni kurmuşlar. Aralarında beş kıtadan üyeler var. Girişimin öncülüğünü de Goran Zaneti yapmış. Çok yoğun çalışıyorlar ve Türkiye'yi Ahval ve BBC üzerinden izliyorlar. 

Baydar
Yavuz Baydar, Goran Zaneti ve Deena Sabry ile beraber Türkiye'de gazeteciliğin sorunlarını anlatıyor

 

Salona girdiğimde Goran kendisini tanıttı. İranlı bir Kürt. Bu kimlik başlı başına onu gündemin takipçisi kılmaya yetiyor, kendisinin de ifade ettiği üzere. Bölümden Deena Sabry ile beraber ABD'de çok geniş bir iletişim ağı - network kurmuşlar ve başta Suriye, Kürt parçalarının yaşadığı yerleri gün gün gözlem altında tutmaktalar.

''Diz çöktürülmüş gazetecilik'' başlıklı konuşmamda, medyanın ele geçirilmesinin iktidar gaspı açısından ne denli önemli olduğunu, çürüme ve yolsuzlukların bu tür dönemlerde nasıl zincirlerinden boşandığına değindim. 

Roboski katliamı ve Gezi olaylarından alarak, Erdoğan rejiminin hangi yöntemleri kullanarak nasıl bir medya mühendisliği sergilediğini, gazetecilerin ve kanaat önderlerinin yargı aracılığıyla nasıl hapse atıldığını, susturulduğunu; medya kuruluşlarının tek tek nasıl ele geçirildiğini, Saray'da kurulan İletişim Başkanlığı ile 1930'lar Almanyası'nda Joseph Göbbels'in Propaganda Bakanlığı arasındaki benzerlikleri, ve alternatif medyanın geleceğinin olup olmadığını ayrıntılarla anlattım. 

Ve sorular... ''Sivil toplum neden gazetecilere, bağımsız medyaya sahio çıkmıyor?'', ''Medya özgürlüğü konusunda sizlerin arasında güçlü bir dayanışma var mı? Hangi alanlarda ortak mücadele veriyırsunuz?'', ''Genç kuşaklar bilgi karartmasına karşı uyanık mı, gerçekleri anlatan kuruluşlara nasıl erişiyorlar?'', ''Hapisteki gazeteci, siyasi muhalif ve sivil toplum temsilcilerine destek için biz buralardan ne yapabiliriz?'' gibi sonu gelmeyen, yerli yerinde sorular.

 

Baydar
Yavuz Baydar, Deena Sabry ve Goran Zaneti ile birlikte...

 

Bu yoğun buluşmayı bir saat sonra diğeri izledi. Berkeley'deki ''Gelişmiş Türkçe Araştırmaları'' bölümü okutmanı Prof Jason Vivrette öğrencileriyle bir araya gelmemi, Türkiye'deki gelişmeleri değerlendirmemi ve Ahval'i anlatmamı istemişti. 

Burada her biri birbirinden meraklı ve angaje, her biri bir alanda uzmanlık için akademik çalışmalar yapan (siyaset bilim, sosyoloji, ekonomi...) ama Türkçe okumayı da geliştirmeyi eğitimlerinin hayati parçası sayan cıvıl cıvıl bir gençler topluluğuyla (Türkçe) sohbet ederken buldum kendimi. Birkaçı Kafkasya ve Orta Asya kökenliydi, geri kalanlardan bir kısmı ya buralarda doğmuş ya da küçük yaşta buralara yerleşmiş Türklerdi. Tabii Türkiye'den ayrılıp Berkeley'i seçmiş olanlar da vardı aralarında. Soru cevep formatında aklımıza gelen herşeyi konuştuk: Gezi kuşağı ne durumda, TV dizileri, siyasetin kıvrımları, geleceğin Türkiye'si nasıl olacak vs.

Berkeley'deki Türkiye temalı konuşmalar burada da bitmedi. Hemen ardından ana konuşmaya geçtik. Üniversite'nin prestijli Ortadoğu Araştırmaları Merkezi'nde (Center for Middle Eastern Studies) tıklım tıkış salonda yaşlı genç karma bir kalabalığa iki buçuk saate yakın Türkiye siyasetini anlattım. ''Türkiye'de Alacakaranlık: Erdoğan, Ülke Rotasını Reformdan Nasıl Savaşa Çevirdi?'' başlıklı konuşma, AKP'nin son 10 yılında, kısmi bir değişim sürecinden 180 derece çark edilmesini, halledilmesi gereken tüm müzmin meselelerin (Kürt hak talepleri, din-siyaset ilişkileri, kuvvetler ayrılığı, hukukun üstünlüğü ve bağımsızlığı, barış odaklı dış politika) nasıl ortada bırakıldığı gibi konularav odaklanmıştı.

baydar

Tahmin edileceği gibi, binlerce kilometre uzakta Türkiye ve bölgeyi yakından izleyen, bir kısmı da Trump-Erdoğan ilişkisinin su yüzüne vurduğu Suriye meselesinden ötürü ilgi patlaması yaşayan bir topluluk, aynen Harvard'daki gibi can kulağıyla dinledi. Sonunda, sordukça sordular. Özellikle 15 Temmuz darbe teşebbüsünün aslını, Erdoğan-Gülen ilişkilerinin arka planını, mevcut iktidar yapısının nasıl bir Türkiye dizayn etmekte olduğunu, NATO-Türkiye bağının kopup kopmadığını ve Suriye istilası ile Erdoğan'ın neyi amaçladığını, Rusya ile ilişkilerin seyrini, Suriye'deki hamlelerin hedefini...

baydar

Yorgun argın çıktım ama konuşmayı dinlemek üzere bazı Türk öğrencilerin yakınlardaki Stanford gibi diğer ünversitelerden de kopup geldiğini görünce canlandım. Toplantı sonrası ikili sohbetv de ettik. Türkiye'nin akademik özgürlüğü bitirmiş düzeninden sıtkı sıyrılıp kapağı iyi eğitimin olduğu yerlere, onurlu bir gelecek için atmış, pırıl pırıl Türk öğrenciler. Acı olan, çoğunun kırgınlığı ve Türkiye ile umutsuzluğu. Dönmeyi düşünen yok. Bu sert dönemin kısa sürede sona ereceğine dair umut besleyen de. Yerleşik muhalif siyaseti anlamlı bulmuyorlar. 

Ve çok daha genel, global bir eğilim: Genç kuşaklar bizlere, yani orta ve yaşlı kuşaklara, onlara doğası tehdit altında olan, ekolojisi çöken bir dünya bırakmakta olduğumuz için kızgın.

Evet, Harvard ve Berkeley'deki Ahval günlerinin, buluşmalarının özeti kısaca böyleydi.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.