‘İlerleme’den ‘Gerileme Raporu’na düşüşün kısa hikayesi

Türkiye’nin 60’lı yıllarda başlayan macerasının en somut adımı olan ve 2005 yılında başlayan tam üyelik müzakerelerinin bir parçası olarak her aday devlet için hazırlanan - eski adıyla - “Türkiye İlerleme raporu” bu yıl da yayınlandı. 

Raporun ismindeki kısaltma ve çıkarılan kelime bile her şeyi anlatıyor.  

Bu rapor tam üyelik müzakerelerinin başlangıcından itibaren dönemsel olarak  “Turkey Progress Report “ (“Türkiye İlerleme Raporu”) olarak yayınlanıyordu. 

İlk dönemler itibarı ile de bu adı fazlasıyla hak ediyordu. 

Öyle ki, gerek tam üyelik konusundaki siyasi irade, gerekse de bürokrasinin gayreti sayseinde, ilişkilerin salt mültecilerin Avrupa’ya geçişinin sınırlandırılması düzleminde yürütülmesi anlayışını da yıkarak, ülkemizde AB fonları ile birçok farklı müzakere faslında ciddi projelerin hayat geçirilmesine neden oldu.  

Daha önceki yazımda da ifade ettiğim gibi, Türkiye’nin politik anlamda en üst seviyede dillendirdiği “Kopenhag kriterlerini Ankara kriterleri olarak adlandırıp yola devam ederiz” kararlılığı, Avrupa Birliği bürokrasisinde Türkiye’nin bu konudaki samimiyeti hakkında kısa bir tereddüt yaşamasının ardından ciddi ortak çalışmaların yapılmasının önünü açmıştı. 

Özellikle tam üyelik müzakeresi yürüten diğer ülkelerin müzakere fasıllarında olmamasına rağmen Türkiye’ye özel olarak eklenen “23. Yargı ve Temel Haklar” faslında Avrupa Birliği ve Türk yargı bürokrasisi ciddi yapısal reformlara imza atmıştı. 

Belki unutlmuştur, belki de bile bile gözardı edilmektedir ama, Türkiye’de İstinaf Mahkemelerinin Kurulması, örnek İstinaf Mahkemesi binalarının yapımından, bu mahkemelerde görev alacak yargı kadrosunun eğitimine kadar yeni sistemin hemen tüm bileşenleri AB-Türkiye işbirliği ile gerçekleşmişti. 

Normalde milyonlarca euro tutan bu çalışmalar Türkiye’nin kararlılık konusunda karşı tarafa verdiği güven sayesinde kolaylıkla yapılabilmişti. 

Yargı reformunun Cumhurbaşkanı tarafından da dile getirilen hedeflerinden biri olan “hakim yardımcılığı” kurumunun kurulması da yine AB-Türkiye işbirliği ile gerçekleştirilen “Mahkeme Yönetim Sistemi’nin Desteklenmesi” projesinin getirdiği çözümlerden biri idi.  

İfade özgürlüğü konusunda yargı kadrolarının Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) uzman desteği ile eğitimi, yasalardaki özellikle temel haklara ilişkin Avrupa Müktesebatı ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile uyumlu olmayan mevzuat ve uygulamaların çıkarılan yargı ve insan hakları paketleri ile uyumlaştırılmasının sağlanması, birkaç yıl içerisinde yargı uygulamalarında insan hakları, ifade ve basın özgürlüğü alanlarında öyle radikal sonuçlar vermişti ki, Türk yargıçlar AİHM’e giderek (bu eğitimler sonucunda) yargıda ifade ve basın özgürlüğüne ilişkin kararlarda, kişisel özgürlük ve devletin güvenliği dengesi arasında kişisel özgürlüğü önceleyen ve mahkeme kararlarına yansıyan değişimlere ilişkin sunumlar gerçekleştirebilmişlerdi. 

Yargıtay, Danıştay ve  ilk derece mahkemelerince verilen kararlardan örnekler vermişler ve örnek karar bulma konusunda hiç sorun yaşamamışlardı. Bu gelişmeler o dönemin İlerleme Raporları’na yansımış, tam üyelik sürecinde olumlu gelişmeler olarak resmi belgelerde ve tarihteki yerini almıştı.  

Hatta o dönem birçok alanda ve birçok defa yapılan Türk yargısı ve AİHM Türkiye masası uzmanları arasında gerçekleşen seminerler sırasında bir uzmanın, ‘Özellikle 90’lı yıllardan sonra Türkiye’nin şu an yaptıklarına bakıyorum da bu bir rüyaymış ve uyanınca her şey yine o zamana dönecekmiş gibi geliyor ve korkuyorum’ şeklindeki beyanları yargı camiasınca çok iyi bilinmekte. 

Gelinen noktada maalesef bu uzmanın korkularında haklı olduğu ortaya çıktı. 

Özellikle 2005-2013 arasında ülkede “biz de Avrupa standartlarında bir demokrasi ve insan haklarına dayalı bir ülke olabiliriz” umut ve inancını ateşleyen dönem gerçekten bir rüyaymış. 

Bu rüyadan uyanınca ülkenin elinde yine 90’lı yıllardan miras kalan, halkından uzak, katı milliyetçiliğe dayalı ve ülkeye hizmet kaygısı yerine beka korkusu yaşayan devlet anlayışı yine tüm görkemi ile geri dönmüş durumda. 

Son yıllarda hiç, AB Türkiye Delegasyonu’nu milli bayramlarda yayınladığı kutlama mesajları dışında basında gören var mı? 

Böyle bir kurumun varlığını değil halktan, bürokrasiden rastgele on kişiye sorsak yarısının varlığından bile haberlerinin olmadığına eminim. 

AB projeleri konusunda temel bir fonksiyonu olan “Merkezi Finans ve İhale Birimi”nin adını duyan var mı? 

Bence bunun da cevabı diğeri ile aynı.  

Bırakın İngilizce olarak AB müktesebatına uyum amaçlı bir proje yazmayı, bir zamanlar ciddi işler yapılan bakanlıkların AB birimleri  “I am going to school” seviyesinde İngilizceye sahip bürokratlara teslim edilmiş durumda. 

İsmine gerek olmayan bir Bakanlığın AB biriminde yönetici konumunda bulunan bir bürokrat AB sürecine ilişkin bir toplantıya giderken sosyal medyada yaptığı paylaşımda şöyle diyordu:

“Dünya beşten büyüktür demeye gidiyoruz.“ 

Keşke onu demek için BM toplantısını bekleseydiniz!

AB ile BM’yi sırf ikisinde de B var diye aynı sanan bu seviye, bu raporlardan “ilerleme” kelimesinin çıkarılmasını fazlasıyla hak ediyor.  

Oysa bu bahsettiğim bürokratın çalıştığı birim 2006 yılında tarama müzakerelerinin “steering committe” olarak adlandırılan, aday ülke mevzuatının AB müktesebatına uyumlu olup olmadığının başlık başlık müzakere edildiği uluslar arası toplantıda gösterdiği üstün temsil başarısı nedeniyle AB Komisyonu yetkililerince özel teşekküre layık görülmüştü. 

Gelinen noktada ise maalesef AB-Türkiye ilişkileri “salarım mültecileri ha! - aman n’olur yapma ” düzlemine mahkum edilmiş durumda.

Tabii bu karşılaştırmalar ülkenin özellikle basın ve ifade özgürlüğü, adil yargılanma hakkı, örgütlenme hakkı gibi tüm evrensel hukuk metinlerinde korunan hukuki değerler konusundaki radikal geri dönüşü noktasından bakıldığında sadece doğal bir sonuç. 

Bir zirveye tırmanırken ellerinizi bırakırsanız yerçekimi gerisini halleder.  

Bir de dönüp atladığınızda kaçınılmaz son için siz de yer çekimine yardımcı olmuş olursunuz.  

Gelinen noktada Türkiye - AB ilişkilerinde olan durumu maalesef bu ikincisi açıklamakta.

Bu blok bozuk ya da eksik. Eksik içeriğe sahip olabilir ya da orijinal modülü etkinleştirmeniz gerekebilir.